|
Giriş:
Hüseyin Sadettin Arel ve Suphi Ezgi’nin Türk Müziği Ses
Sistemi üzerine yaptıkları çalışma sonucu oluşturdukları
Arel-Ezgi Sistemi’nde, birbirinden eşit uzaklıkta
olmayan 24 aralık-25 perde(ses)den oluşan bir dizi
mevcuttur. Diğer bir deyişle bu sistemde dizi 53 aralığa
bölünmüş ancak bu düzenden 25 perde kullanıma
alınmıştır. Batı Ses Sistemi ile uyumlu hāle getirme
temel anlayışından hareketle oluşturulan bu modele göre
ana dizi majör tona uyumlu olduğu inancıyla “Çārgâh
Makamı”
olarak kabul edilmiştir. Günümüzde Türk Müziği Teorisi,
bu sistem esas alınarak öğretilmektedir (Özkan, 1990:
43).
Türk Müziği’nin temelinde varolan 3’lü, 4’lü, 5’li ve
6’lı ses grupları bir makamın dizisi içerisinde birden
fazla olup, değişim gösterebilmektedir. Dolayısıyla bir
makam birden fazla tam dizi ya da yarım diziye de sāhip
olabilmektedir. Buradanda anlaşılacağı üzere geleneksel
anlayışta Türk Müziği “lezzet” anlamına gelen “çeşni”
adındaki 3’lü, 4’lü, 5’li, 6’lı takımlardan oluşur. Dizi
oluşumunda, çeşnilerin son perdeleri kendilerine
eklenecek çeşninin ilk perdesi olarak görev
değiştirirler. Çeşnilerden oluşan dizi ya da dizilerin
yapısına göre makamlar 3 gruba ayrılır. Basit, şed ve
bileşik makamlar.
Basit Makamlar :
Ana dizisi temel 4’lü ve 5’lilerden oluşan, seyrinde
fazla sayıda çeşni bulundurmayan ve adı üzerinde, basit
düzene sāhip makamları içine alan gruptur; Bûselik,
Uşşak, Beyātî, Hüseynî, Hicaz, Karciğar, Çārgâh, Kürdî,
Rast, Nevā, Tāhir, Muhayyer Makamları...
Şed (Göçürülmüş) Makamlar :
Basit makamların ana dizilerinin başka bir perde üzerine
şeddi (göçürme) ile elde edilen yeni makam dizisine,
basit makamın çeşnilerin aynılarının ya da farklılarının
eklenmesiyle oluşturulan yeni makamlar.
Bileşik (Mürekkep) Makamlar :
4’lü ve 5’liler dışında 3’lü ve 6’lıları da kullanan bu
grup makamların bazılarının bir ana dizisi bile
kurulamayabildiği gibi birden fazla dizisi de
olabilmektedir. “Durak” adı verilen 1. derecedeki
perde, dolayısıyla her zaman durak perdesi, karar
perdesi olamamaktadır.
Bu
gruplandırmayla ayrılan 500 civārındaki makamın ancak
100 kadarının kullanımına rastlanmakta ve yazılı
notasına ulaşılmaktadır. Bugün her ne kadar popüler
müzik etkisi ile bu makamların ancak 10’unun
kullanıldığına şāhit olsak da akademik anlayışta ve
araştırmacı zihniyette diğer makamlar hālen önem
taşımaktadır.
Türk
müziği makamları arasında birbirinden çok farklı yapıda
ve tınısal özellikte makamlar olduğu gibi birbirine
benzer yapıda ve tınıda makamlarda vardır. Ancak gerek
yapısal gerekse tınısal özellikleri tıpatıp aynı olduğu
halde farklı bir adla var edilmiş makamlarda vardır. Bu
makamlar tabiatıyla özgün olamazlar, ancak ikiz
makamının gölgesinde varlığını sürdürerek sadece
adlarıyla var olurlar. Bir makamın özgün olup olmadığını
anlamak için adıyla mı, eserleriyle mi yaşadığına
bakmakta yeterli değildir, bir dizi inceleme yapmak
gerekir. Duyum āşinalığıyla hassas kulakların,
makamların benzerliğini algılaması elbette ki bilimsel
bir inceleme olamaz, sayılamaz. Yapılması gerektiği gibi
yazılı notaları olmayan eserlerin kayıtlardan notaya
alınması, varsa mevcut yazılı notaların edisyon-kritik
edilmesi, mevcut bilgi ve dökümanların incelenmesi
bilimsellik adına en doğru hareket olacaktır. Türk
Müziği’nin nota yazım ve araştırma raporları üzerinde
tartışarak geliştirilebileceği, eksik ve yanlışların
ortaya somut şekilde konulmak suretiyle bu sanatın
yükseltilebileceği esası unutulmamalıdır.
“Tebrîz”:
Tebrîz Makamı, adı itibāriyle önce akla Tebrîz şehrini
getirir. Doğu Azerbeycan’ın merkezi olan bu şehir adını
bölgedeki kaplıcalardan almıştır. Farsça “teb
(hararet)” sözcüğü ve “riz (saçan/akıtan)”
ekinin birleşiminden meydana gelir (Devellioğlu,1970:s.1075,
1251). Tebrîz Müziği ya da Tebrîz ismine dāir bir bilgi
bulunamamıştır. Tebrîz, minyatür sanatında İslam
Kültürü’nden etkiler taşırken, kent tarihinde İlhanlı,
Osmanlı ve Azerbeycan kültürlerinden etkileşimleri de
barındırmaktadır. Doğal olarak bu kültürlerin
müziklerinden etkilenmiş ya da bu müzikleri etkilemiş
olması ihtimali vardır. Bu etkileşimi kolaylaştıracak en
önemli unsur tüm bu kültürlerin müziklerinin makamsal
olmasıdır.
Tebrîz Makamı:
Hızır
bin Abdullah’ın edvārından alınan ve Yılmaz Öztuna’nın
“Mûsıkî Lûgatı”nda verilen bilgiye göre Acem Makamından
pek farkı olmayan bu makam, bir özelliğe sahip değildir.
Uşşak ile Acemaşîran dizisinden bir parçanın
birleşmesinden ibārettir. Bu yüzden Rast perdesinde
karara gitmesi garip kalmıştır. Güçlü perdeleri birinci
derecede Nevā, ikinci derecede Dügâh perdeleridir.
Donanım, si koma
bemol alır, fakat dizi içinde si bekar ve fa bakiye
Diyezi kullanılır. Çoğunlukla Acemaşîranda, çārgâh
beşlisi kullanılır. Oysa Abdülkadir Töre, Tebrîz Makamı
için şöyle bir tanım yapar:
“ Bu makam Māye ve Rast makamlarının
birleşmesinden meydana gelmiştir. Bu yüzden makama
Māyerast da diyebiliriz. Fakat mâsıkîmize Tebrîz
ismi ile girmiştir. Başlangıçta Nevā ve Hüseynî
perdelerinden terennüme başlar ve Segâh perdesini
fazlaca kullanarak Māye Makamının seyrini icrā edip
Dügâh perdesinde durduktan sonra Rast Makamına geçer. Bu
makamın seyrini de hafifçe icrādan sonra Rast perdesinde
karar verir. Bu makamla Rast-ı Cedîd Makamı
arasında benzerlik vardır. Ancak başlangıçlarında fark
olduğu gibi Rast-ı Cedîd Makamında Māye seyri hafif,
Rast çeşnisi baçlangıçta ve kararda daha kuvvetli olduğu
hâlde, bu makamda Māye seyri daha kuvvetli, Rast çeşnisi
daha hafiftir. Yalnız karar esnasında kullanılmıştır.” (Karadeniz,
1965:132)
Eserlerin makamsal incelenmelerinde genel itibariyle
yapılan Tebrîz Makamı tanımıyla tam bir uyum söz konusu
değildir. Kezā incelemeler öncesinde bulunan
tanımlardaki çelişkiler, analizler esnasında daha net
ortaya çıkmıştır.
Başta Öztuna’nın Tebrîz Makamı için yapmış olduğu
tanımdaki iddiasına göre bu makam, Acem Makamından pek
farklı değildi. Töre ise bu makam için, Māyerast
da denilebileceği üzerinde durmuştu.
Acem Makamı:
Kantemiroğlu,
“Kitāb-ı İlm’ül Mûsıkî ālâ Vechi-l Hurûfat” adlı
edvārında Acem Makamını şöyle tārif etmektedir:
“ Acem Makamı garip ve
acaib bir makamdır. Acem perdesi, Hüseynî ile Evc
perdelerinin arasındaki yarım perdedir. Makamın
seslendiriliş hareketi Dügâh perdesinden başlar. Makam,
tam perdelerle Hüseynîye dek çıkıp, oradan kendi
perdesine geçerek kendini ortaya koyar.
Kendi perdesinden, Evc
perdesini atlayıp, Gerdāniye perdesine gider. Oradan tiz
Hüseynîye dek çıkar ve gene aynı yoldan geri dönüp
Dügâha gelir ve durur. Dügâhtan aşağıya inmek isterse,
yegaha dek inebilir. Oradan gene tam perdelerle, yukarı
doğru çıkar ve Dügâh perdesinde karar kılar.
Adı geçen makamın üç
karargâhı vardır.
Birincisi, Dügâh
perdesidir ki orada karar kılmakla Acem Makamınn
kendisini gerçekleştirmiş olur.
İkincisi, Acem
perdesidir ki, orada kılınan karara asma karar denir ve
gene Acem Makamı icrā edilmiş olur.
Üçüncüsü, Acemaşîran
perdesidir ki, orada karar kılındığında Acemaşîran denen
terkîp icrā edilmiş olur. Zîrā Acemaşîran, ince sesli
perdelerde dolaşırken, tamāmen Acem Makamının
perdelerini kullanır ve Acem Makamından sadece gelip
Acemaşîran perdesinde karar kıldığı için ayrılır.” (Yalçın
Tura: s.75-76)
Hüseyin Saadettin Arel ise, Acem Makamını daha basit
ifāde etmiştir. Çārgâh Makam Dizisinden bir beşlinin
Beyātî Makamına eklenmesi ile oluşur. İnici seyreder.
Donanıma Beyātî Makamı gibi Si Koma Bemol alır.

Şekil 1.
Acem Makamı Dizisi
Māye
Makamı:
Biri Dügâh perdesinde diğeri Segâh
perdesinde karar veren iki şekli vardır. Dügâhta karar
veren birinci şekli; Segâh Makamına, Uşşak Makamının
eklenmesiyle oluşur. Çıkıcı seyir özelliği gösterir.
Donanıma Fa Bakiye Diyezi, Si Koma Bemolü ve Mi Koma
Bemolü konulur. Diğeri Segâh Makamının içinde Uşşak
Makamının işlenmesi ve tekrar Segâh Makamına dönülmesi
ile Segâh perdesinde karara gider (Akdoğu,
1993:228,266).
Şu durumda Töre’nin bahsettiği Māyerast’tan kasıt Segâh
+ Uşşak + Rast makam dizilerinin içiçe seslendirilmesi
anlamını taşımaktadır. Ve makam Rast (Sol) perdesinde
karar verir ve Töre’ye göre; Māye (yani Segâh duyumu)
ağırlıklı, Rast duyumu oldukça az değinilip geçilen bir
durumdadır.

Şekil 2.
Māye Makamı
Dizisi
Eldeki tanımlarda var olan çelişkiler ile bir yere
varmak hem mümkün olmayacak hem de yeterli olmayacaktır.
En kapsamlı tanıma ancak eser analizleri sonucunda
ulaşılabileceği açıktır.
Tebrîz Adını Taşıyan (Diğer) Makamlar:
Araştırmalar esnasında “Tebrîz” adını kullanan
tek bir makamın var olmadığı görülmüştür. Tebrîzî ve
Tebrîzhāveran adlarında iki makamın daha adı
geçmektedir. Tebrîzhāveran Makamında tek bir
örneğe ulaşılmış, Tebrîzî Makamından ise hiç bir
örneğin ne adına ne de notasına ulaşılamamıştır.
Tebrîzî Makamı:
“Türk
Mûsıkîsi’nde bir mürekkep makam. XV.asır başlarında
yapılmış ve çok az kullanılmış, zamanımıza örneği
gelmemiştir.”
(Öztuna, 1990:384)
“Türk
musikisinin en az altı yüzyıllık birleşik makamlarından
biri. (Günümüze kalmış örneği yoktur)”. ( Meydan
Larousse, c:19/126)
Tebrîz-hāveran Makamı:
Dede
Efendi’nin Devr-i Hindî usûlündeki ilāhîsi bugün elde
bulunan bu makama ait tek örnektir. Tebriz Makamına ırak
dörtlüsünün eklenmesiyle oluşan ve ırak perdesinde karar
veren makamdır. “Bu makam, XIX.asır sonlarında mûsıkî
nazariyatını iyi bilmeyen İsmail Hakkı Bey tarafından
canlandırılmıştır” (Öztuna, 1990, c:2 :384)
Bu
tanımda Tebrîz Makamına dāir bir açıklama verilmemiş
sadece Tebrîzhāveran Makamının karar perdesine ilişkin
bilgi verilmiştir. Bu makama āit tek eser olan Dede
Efendi’nin ilāhîsi incelenerek bir açıklama getirilmesi
mümkündür. Makama āit repertuvar-nota
taraması sırasında aynı esere ait toplam 3 ayrı notaya
ulaşılmıştır. Bu notalardan ikisi Irak perdesinde,
diğeri ise Rast perdesinde karar vermiş ve nota üzerinde
“Rast-Tebrîzhāveran” şeklinde belirtilmiştir.



Bir çelişki var ki aynı parçanın yazılı iki notasının
porte üzerinde aynı nota yerlerinde farklı seslerle
yazıldığı görülmektedir (İğci, 2000: 91, 92, 93). Bu tip
sorunlar bir çok makamdaki eserlerde karşımıza
çıkmaktadır. Nota yazımı konusundaki bu ve benzeri
sorunlar maalesef araştırmaların ilerlemesi konusunda
engel teşkil etmektedir.
Makamı Ortaya Çıkaran Kişi
Tebrîz Makamı, Serhad Durmaz ve Yavuz Daloğlu’nun
“Belleten” adlı kitabındaki ifadeye göre, Muâllim İsmail
Hakkı Bey tarafından bulunmuştur. Öztuna’nın aktardığı
araştırmalara göre de bu makam, Māhûr-Han Makamı gibi
LXIII. Saray Müezzini, küğ öğretmeni ve bağdar İsmail
Hakkı Bey tarafından bulunmuştur. “Belki de Tebriz,
yeniden canlandırmaya çalıştığı Nîriz’dir” (Öztuna,
T.M.Lug.:121). Bu ifāde ile Öztuna, Muâllim İsmail Hakkı
Bey’in bu makamı bulan kişi olması hakkında çelişkileri
olduğunu açıkça vurgulamaktadır ve bu çelişkiyi bir
dipnot ile açıklamıştır. Söz konusu dipnota göre, bunun
bir yanlışlık olması muhakkaktır. Zamanın kullanılan
lisānının Osmanlıca olduğu hatırlanırsa, Osmanlıca “Nikriz”
kelimesinin yazımında yapılan tek bir harf eksiği ve bir
imlā hatası bu kelimeyi “Tebriz” yapar. Ancak
böyle bir hatā böylesi bir yanlış anlamaya sebep
olabilir.
Aksi halde Muâllim İsmail Hakkı Bey’i, Tebriz Makamını
bulan kişi kabul etmemiz zāten olası değildir. Zîrā bu
makamda eser veren bestecilere baktığımızda Muâllim
İsmail Bey’den daha önce yaşamış kimselerin olduğunu
görürüz. O hâlde henüz bulunmamış bir makamda beste
yaptıklarını kabul edemeyeceğimize göre, bu tez doğal
olarak kendi kendini çürütmektedir. Tebriz Makamında
eser veren bestecileri ve yaşadıkları tarihlere şöyle
bir bakalım:
·
Nāyi Emin Dede (?-1745) (Öztuna,1990:255)
·
Hamāmîzāde İsmāil Dede Efendi (1777-1845)
Tebrizhāveran Makamından dolayı
( Salgar,1995)
·
Sahaf Hāfız Efendi (19.yy) (Öztuna,1990:317)
·
Haham Nesim Sivilya (?-1920) (Öztuna, 1990:107)
·
Muâllim İsmail Hakkı Bey (1886-1927) (Ünlübursa, 1990)
·
Neyzen Şeyh Ali Rızā Efendi (?-1930) (Öztuna, 1990:230)
·
Abdülkadir Töre ( 1873-1946) (Karadeniz, 1965)
·
Hāfız Hüseyin Tolan (Bekirzâde) (1910-?)
(Öztuna,1990:400)
Tebriz Makamı’nı, Muâllim İsmail Hakkı Bey’in bulmuş
olduğunu varsayar isek, Dede Efendi ve Nāyi Emin
Dede’nin bu makamda nasıl eser bestelediği ilginç bir
muammā olarak kalacaktır yahutta bu eserlerin yanlış
adla günümüze gelmiş olması gibi bir bahane uydurmak
gerekecektir. Kronolojik olarak bakıldığında görünen
odur ki; bu makamda en eski tarihte eser veren besteci,
Nāyi Emin Dede’dir. Muâllim İsmail Hakkı Bey bu makamda
en fazla sayıda eser besteleyen kimse olarak önemli olsa
da bu makamı oluşturan kişi olmadığı kesindir. Bulan
kimse olarak net bir şekilde ifade etmemiz halen mümkün
olmasa da bu makamı ilk kullanan olarak Nāyi Emin
Dede’yi kabul edebiliriz.
Repertuvar:
Gerek TRT kütüphānesi, gerek konservatuvar, gerekse özel
arşivlerden elde edilen Tebriz Makamındaki notalar, Batı
nota yazım teknikleri ile kaleme alınmış saz ve sözlü
eserlerdir. Osmanlıca Alfabenin kullanıldığı sözlü
eserlerin yanısıra tamamiyle Türkçe yazılanlar olduğu
gibi her iki dilde sözlerin not edildiği nüshalarda
mevcuttur. Şeyh Neyzen Ali Rıza Efendi, Muâllim İsmail
Hakkı Bey, Nāyi Emin Dede, Haham Nesim Sivilya, Sahaf
Hāfız Efendi, Hāfız Hüseyin Tolan bu makamda beste yapan
bestekârlardır. 3’ü bestekârı bilinmeyen 8 dini eser, 3
saz eseri, 16 sözlü eser olmak üzere toplam 27 parçaya
ulaşılabilmiştir.
Tablo 1.Tebrîz
Makamındaki Saz Eserleri

Tablo 2.
Tebrîz Makamındaki
Sözlü Eserler -
Lādînî (dindışı) Sözlü
Eserler

Tablo 3.
Tebrîz Makamındaki
Sözlü Eserler -
Dînî Eserler


Neva perdesinin güçlendirildiği ezgi ile başlayan eser,
tiz durak gerdaniyeden hicazlı bir düşüş ile neva
perdesinde yarım karar verir ve teslime bağlanır.

Oldukça sade bir seyir takip eden teslim bölmesi, nevada
buselik 
ve rastta rast duyumu
ile 2. haneye devam eder. 2.hane yine nevada hicaz ile
teslime bağlanır. Saz semâînin 3. hanesi, nevada rast ve
gerdaniyede yedenli buselik ve hüseynide uşşak
çeşnilerinde kalış
yapar. Son hanede formun geleneğine uygun usûl değişimi
görünür. ¾’lük usûlündeki hane, çargahta çargah ,
nevada buselik ,
çargahta nikrizli kalışlardan
sonra nevada buselik 5’lisine dönerek dügahta uşşaklı
yarım
karar vererek teslime bağlanır. Saz semâî, teslim
sonunda rast perdesinde rast ile
karar verir.
Eserin genelinde büyük aralık kullanımına sık rastlanmaz.
Ikili, üçlü birbirini takip eden ses sıraları ezgileri
oluşturur. Daha büyük aralıklar müzik cümle/cümleciklerinin
başlarında görülür. Zaman zaman kullanılan çeşnilerin
güçlü perdeleri dışında, parça genelinde makamın güçlü
sesi neva (re) perdesidir. Donanımda sadece segah
perdesine ait koma bemol işaretlenmiştir. Durak-karar
sesi rast (sol) perdesidir.

Neva perdesinin güçlü göreviyle başlayan ezgileri,
sırasıyla segâh, dügâh ve hüseyni perdelerinin
güçlendirildiği ezgiler takip etmiştir. Donanım si koma
bemol (segâh)ve fa bakiye diyez (evc) almış. Segâhta
segâh ,
dügâhta uşşak ,
rastta rast ,
nevada yedenli bir kalış ,
tekrar ezgilerden oluşan parça genelinde rast perdesi de
güçlendirilmiş ve sık sık yapılan kalışlarla bu perde
pekiştirilmiştir. Genellikle ikili, üçlü aralıklarla
süren ezgilerin hakim olduğu parçada seyrek olarak bir
ya da iki kez dörtlü ve beşli aralık kullanılmıştır , , .
Donanımdaki evc perdesine karşın kullanılan fa
bekar-acem perdesi ve hemen ardından neva perdesinde
yapılan yedenli kalış ile nevada buselik gösterilmiş.
Bu da acemli rast duyumunu ortaya koymuştur. Çünki parça
genelinde donanımda evc perdesi olmasına rağmen karara
gidiş hariç evc
perdesi hiç kullanılmamıştır. Eser rast perdesinde
karar vermiştir.

Rast perdesi üzerinde inici bir rast çeşniyle başlayan
eser, rast perdesi ardından ilk olarak neva perdesini
güçlü tutmuştur. , .
Segahta yedenli ve yedensiz kalışlarla başlayan nakarat
bölmesi , ,
giriş bölmesinde olduğu gibi rast perdesi üzerinde inici
rast ezgilerle son bulmuştur , .
Meyanda evc perdesi üzerinde segah çeşni işlenmiş mi
yeden mi bakiye diyez yerine naturel mi kullanılarak
kalış yapılmış ,
ardından Nevada rastlı yarım karar verilmiş. Ancak yine
yarım kararlı yeden yerine dizideki naturel do
sesi-çargah perdesi kullanılmıştır .
Bu kalış nevada rasttan ziyade segah üçlüsünün
yoğunlaştırılarak nevada kalışını hissettirmiştir.
Parçanın aranağmesinde, usulün kuvvetli darplarına
uyumlu değerler kullanılarak makamın güçlü perdelerinde
kalınmış ,
makamın yegah perdesinde rastlı ezgilerle makamın
pestteki genişlemesi vurgulanmıştır , .
Inici seyir anlayışının hakim olduğu eser, daha ziyade
üçlü ve daha az ikili aralıklı ezgilerden oluşmuştur.
Diğer eserlerde de dikkati çeken rast neva
perdelerindeki atlama bu eserde de görülmektedir , .
Aranağmede gösterilen pestteki genişlemede yegah-rast
atlaması dikkati çeker .
Donanımda segah ve evc perdelerini bulunduran eser, rast
perdesinde karar vermiştir.
Makamın Özellikleri:
Yapılan eser analizlerinde, öncelikle
karar perdelerine dikkat edilmiştir. Yedenli/yedensiz
rastlı karar gösteren eserler, birkaç aranağme dışında
yegâh perdesine düşmemiş, en pestte rast üzerinde
seyretmiştir. Tiz durak olarak Gerdāniye perdesi esas
alınmış fakat eserlerin bazı ezgilerinde Muhayyer
perdesi geçici tiz durak görevi görmüştür.
İnici-çıkıcı seyir anlayışındaki makam ezgileri
genellikle bir oktavın üzerinde ses sahasında
oluşturulmuş, birkaç eserde altı seslik bir sahanın
kullanımına rastlanmıştır. Tiz durak gerdāniye ve nevā
perdeleri civārından seyre başlanması ve Nevā perdesi
çevresinde yoğun ezgilenme hareketi bu perdelerin
güçlendirilmesi konusunda bize bilgi vermektedir. Zaman
zaman nevā dışında hüseynî ve acem perdeleri de
güçlendirilmiştir.
Çoğu donanım hiçbir ārıza almazken bazı parçaların si
koma bemol aldığı görülmüştür. Bu noktada hatırlanması
gereken bilgi şudur: Arel anlayışından önce si sesinin
doğalı segâh dediğimiz perdedir ki, bugün bu perde 1
koma bemol ile birlikte yazılır. Naturel olarak kabul
edilen ses “Bûselik” adı verilen perdedir. Oysa Arel
anlayışından öncesinde, bûselik perdesi si notasına 1
komalık diyez işāreti konularak gösterilir, çünkü segâh
perdesi naturel olarak kabul edilmiştir.
Kullanılan makam dizisi 4’lü ve 5’liler ve de donanım
göz önüne alındığında ana dizi olarak Rast Makamı
dizisini gösterir. Bu dizi, makam seyri içinde acemli ve
eviçli olmak üzere iki şekilde kullanılmıştır. Makam
dizisinin oktavı sınırları dışında gerdāniye üzerinde
simetrik olarak rast 5’lisi, acemde çārgâh 5’lisi, ve
muhayyerde kürdî 4’lüsü dikkati çekmektedir. Pest
taraftaki genişlemede ise, daha çok aranağmelerde
yegâhta rast 4’lüsü ile karşılaşılır. Dizinin bünyesinde
varolan nevāda rast, nevāda bûselikli yarım kararlar ile
karar perdesi rast ve tiz durak gerdāniyede yapılan
rastlı kalışlar dışında, çārgâhta çārgâhlı, segâhta
segâhlı, dügâhta uşşaklı, hüseynide hüseynîli ve uşşaklı,
acem perdesi güçlendirildiğinde acemde çārgâhlı ve
muhayyerde kürdîli asma kalışlar yedenli ya da yedensiz
olarak gösterilmiştir. Eserlerde, dizide mevcut olmadığı
hâlde kullanılan çeşniler ise: nevāda kürdî, nevāda
hicaz, dügâhta kürdî, rastta nihāvend, dügâhta hicaz,
rastta nikrîz, rastta hicazkâr dizilerdir. Bu çeşnilerin
uzun süreli ya da sık olarak kullanılmadıklarını
belirtmek gerekir.






Şekil 3.
Makamın
Seyri Sırasında Gösterilen Asma Kalışlar ve Çeşniler
Sonuç:
Bu çalışma dāhilinde elde edilen verilere göre; 8 dînî
(4 İlāhî, 4 Tevşîh), 3 saz eseri ( 2 Peşrev, 1 saz Semāî),
16 sözlü eser (2 Beste, 1 Ağır Semāî, 1 Yürük Semāî ,2
Marş, 10 Şarkı) olmak üzere, bu makama āit toplam 27
eserin kaydına ulaşılmıştır. Bunlardan üçünün notası
bulunamamıştır.
Tebrîz makamında en fazla sayıda esere sahip olan
besteci Muâllim Hakkı Bey’dir. 12 sözlü (dînî ve din
dışı) eser bestelemiştir. Makamı kullananlar arasında,
makamı en ciddî ele alıp beste yapan kimsedir. Her ne
kadar bazı kaynaklarca bu makamı ilk bulan kişi olarak
değerlendirilse de kronolojik olarak eserlere
bakıldığında bu makamı ilk kullanan kişinin –en azından
eldeki yazılı notalara bağlı kalarak bu sonuca
varabiliyoruz– Nāyi Emin Dede olduğu
görülmektedir ki, sādece 1 Peşrev ve 1 Saz Semāîi
bestelemiştir. Bu iki eseri dışında Nayi Emin Dede’nin
Tebriz makamında 10 zamanlı bir saz semâîne de
rastlanmıştır. Adeta çalakalem yazılı bulunan notanın
tamamı olup olmadığı anlaşılamadığı gibi eldeki kısmı da
net okunamamaktadır. (İğci, 2000:99)
Araştırma sırasında bulunan tüm eserler, konunun ele
alındığı ilgili yüksek lisans tezimde Arel anlayışı esas
alınarak incelenmiş; makamın genel seyir anlayışı ortaya
çıkarılmaya gayret edilmiştir. Parçalarda işlenen geçki
ve çeşniler ayrılarak makamın ana dizisi algılanmaya
çalışılmıştır. Bestecilerin bu makamı nasıl
işlediklerine bakılarak besteciler arasında ortak yönler
ve ayrılan noktalar saptanmıştır.
Açıkça görülen şudur ki; bu makam inici-çıkıcı seyir
özelliğindeki Rast makamından başka bir şey değildir.
Rast makamının acemli şekilde kullanılmışıdır. Birinci
derece güçlü nevā perdesi üzerinde kullanılan bûselik
4’lüsü acemli dizinin duyulmasını sağlar. Burada acem
perdesi güçlenerek önem kazanır. Dizinin ikinci derecesi
üzerinde taşıdığı Uşşak-Beyātî dizisi sebebiyle nevāda
hicaz ve tiz bölgede gerdāniye üzerinde bûselik (Acem
güçlendirildiğinde ; acemde çārgâh olur) kullanılabilir.
Makam seyrine rast perdesinde rastlı karar verilir. Dizi
en pestte yegâh perdesine rastlı düşebilir.
Bu incelemeler gösteriyor ki; Tebrîz makamı özgün bir
makam değildir. Tamamen Rast dizisini duyuran bu makam,
çeşnisel olarak da farklılılar taşımamaktadır.
Bestecinin özgür yaratıcılığı ve nazarî bilgi birikimi
dāhilinde yapılan çeşni ve geçkiler makama ait bir
özelliği taşımamaktadır. Tüm bu sebeplerden ötürü Tebrîz
Makamı önem kazanamamış ve nitelikli bulunmamış ayrıca,
besteciler tarafından tercîh edilen makamlar arasında
yer almamıştır. Bu nedenlerden ötürü Tebrîz makamı,
günümüzde geçmişten sadece adı ve sınırlı sayıdaki
denemelerden ibāret bir repertuvarı olan makamlar
arasında varlığını sürdürmektedir. |