 |
Aynı zamanda bir kanun sanatçısı olan Ahmet Hakkı Turabi
önemli akademik çalışmalar yapmasıyla tanınır. Kindî'nin
müzik risalelerini (yüksek lisans tezi), İbn Sina'nın
Mûsikî'sini (İstanbul 2004) Türkçe'ye kazandırdı. Turabi,
başarılı çalışmalarına bir yenisini daha eklemiş oldu.
Bu eserin önemine eserden bahseden bazı makalelerde
işaret edilmekte ise de, eser hakkında aktarılan
yanlışlara dikkati çeken ciddi yazılardan biri TDV İslam
Ansiklopedisi'nde (c. XV, 1997, 316-318) "Hasan Efendi
Gevrekzade"(1727-1801) maddesinde yayınlanmıştı. Bu
önemli araştırmanın ardından İTÜ TMDK Müzikoloji bölümü
öğrencilerinden Duygu Nevşe bir bitirme ödevi
hazırlarken, eser üzerinde çalışmasını tamamlamış olan
Ahmet Hakkı Turabi, çalışmayı yayınlanmak üzere bir
yayınevi ile anlaşmış olduğunu bir yıl sonra İTÜ TMDK'da
sunduğu bir sempozyum dolayısıyla ifade etmişti.
Eserin
önsözünde hem eserin oluşumunda kendisini teşvik eden
hem de yardımcı olan bir çok değerli hocalarım yanında
müzik ansiklopedisti Yard. Doç. Dr. Nuri Özcan'ın adını
da görüyoruz. Bu tür eserleri yayınlamayı çoğu yayınevi
göz önüne alamaz. Bu nedenle Ahmet Hakkı Turabi'yi
"Gevrekzade Hafız Hasan Efendi ve Musiki Risalesi"çalışmasından dolayı kutlarken, yayınevini de kutlamak
gereğini duyuyoruz.
|
Kitabın yayınlanan şekliyle adından eserin müzikle
tedaviyle ilgili olduğu "Musiki Risalesi"başlığından
tam olarak anlaşılmıyor, ama Türk müzik tarihinde
müzikle tedavi başlığını taşıyan tek eserdir. Özellikle
Gevrekzade Hafız Hasan Efendi'nin bu müzik risalesi
müzikle tedavi konusuna ayrılmış başlıbaşına bir eser
olmasıyla çok önemlidir, yoksa müzikle tedavi konusunu
Hasan Şuuri, Mehmed Hafid Efendi (İstanbul Pan yay.
2001) ve benzerlerinin müzik eserlerinde de bilgiler
bulmak mümkündür. Bu çalışmanın kapağında yer alan
"İnceleme ve Metin: Ahmet Hakkı Turabi"ifadesi sanki
"metin"yazarının Ahmet Hakkı Turabi olduğunu
çağrıştırmaktadır. Halbuki sadece "Metin incelemesi"ni
yapan Ahmet Hakkı Turabi'dir, metnin aslı Gevrekzâde'ye
aittir, yanlış anlaşılmamalıdır.
Eserin orijinal adı o günlerin bilim dili olan Arapça
cümleyle "er-Risâletü'l-mûsikiyye mine'd-devâi'r-rûhâniyye"olup anlamı "Ruhi Tedaviden Bahseden Müzik Risalesi"şeklindedir. İçindekiler ve kısaltmaların ardından bir
önsöze yer verilmiştir. Ahmet Hakkı Turabi eseri geniş
bir bakış açısıyla incelemeye aldığını önsözde
açıklamaktadır. Burada araştırma metodolojisi gereği
verdiği bilgiye göre çalışmasının kaç bölüm olduğunu,
bölümlerin kısaca tanıtımını, karşılaştığı güçlükleri,
inceleme-değerlendirme metotlarını, çalışmasının
kaynaklarını verdikten sonra teşekkürlerini ifade
etmektedir. Önsözün ardından yer alan "Giriş"te kısaca
müzikle tedavinin tarihini özetlemiştir.
Eserin birinci bölümünde (s. 27-86) Gevrekzâde'nin
hayatı ve eserlerini açıklarken bir çok araştırma ve
kaynağı dikkate almıştır. Dipnotları hem kullandığı
kaynakları belirtmek için hem de açıklayıcı bilgiler
vermek için açıklayıcı dipnot anlayışıyla kullanmıştır. Gevrekzâde'nin bir hekimbaşı oluncaya kadar verdiği
hayat mücadelesini, müzik eğitimi alıp almadığını, hangi
devlet görevlerinde bulunduğunu, hayatını nerelerde
sürdürdüğünü (s. 27-42) yazdıktan sonra çoğu tıpla
ilgili olan eserlerini (s. 42-86), Gevrekzâde'nin tıp
eserleri yanında İslam tarihi, müzikle tedavi, o dönemin
bazı kültür problemleri hakkında yazdığı kısa
kitapçıkları, hatta çevirilerini ayrıntılı olarak ele
almıştır. Çevirileri içinde kendisinin her fırsatta
tekkelerine devam ettiğini anladığımız Mevleviliğin
kurucusu Mevlâna'nın menkıbelerini Türkçeye çevirdiği
kitap önemli görünmektedir. Turabi'nin bu incelemesine
eserler hakkında geniş açıklamalar vermesi araştırmasına
ayrıca bir değer katmaktadır.
İkinci bölüm "Risâletü'l-mûsikiyye"nin incelenmesine
(87-151) ayrılmıştır. Burada önce Risâletü'l-mûsikiyye'nin
kaynakları hakkında tartışma ve incelemeler yapılmış,
böylece Gevrekzâde'nin bu eseri yazarken kullandığı
müzikle tedavi eserleri ortaya çıkarılmaya
çalışılmıştır. Risâle sadece müziğin tedavi edici
özellikleri hakkında bilgi vermeyip bunun yanı sıra
edvar kitaplarında anlatılan müziğin icadı mitosu,
müzikle tedavinin özellikleri, hekimin rolü, şubelerle
dört unsur arasındaki ilişki, avazelerle gezegenler
arasında varsayılan ilişki, risalede adı geçen makamlar
ve terkipler (s. 109-118), makamların etkileri yani
tedavi ettiği hastalıklar (118-120), makamların
burçlarla ilişkileri (120-121), insanların ten
renkleriyle makamlar arasındaki ilişki (121-122),
makamlarla milliyetler arasındaki ilişki, makamlarla
meslekler arasındaki ilişki (123), makamlarla vakit
dilimleri arasındaki ilişkiler (123-125) ayrı ayrı ele
alınmış belli başlıklarla incelenmiştir. Eserde geçen
bazı isimler hakkında bilgi vermek bu tür eserleri
incelemede takip edilmesi gereken bir metottur. Çünkü
isimler hem Yunan tarihini, hem müzik mitolojisini, hem
tıp tarihini, hem tasavvuf tarihini, hem müzik tarihini
ilgilendiren isimler olabilmektedir. Nitekim Turabi
eserde geçen isimler hakkında da araştırma yapmış ve bu
araştırmalarını aktarmıştır. Eserde geçen Lamek, Davud,
Buhtunnasr, Pitagoras/Pisagor, Galen (Calinus), Sokrat,
Platon (Eflatun), Hipokrat, Aristo, İskender, Farabi,
Fahreddin Razi, Mevlana, Safiyyüddin Abdülmümin,
Nasırüddin Tusi, Muhammed Parsa, Abdülgani Nablusi,
Şuuri Hasan Efendi, Müstakimzade hakkında yeterince
bilgi (s.126-151) verilmiştir.
Eserin üçüncü bölümünde "Risâletü'l-mûsikiyye"nin
Osmanlıca yazmasının yeni harflere çevrilmiş şekli
verilmiştir (157-178). Ancak bu "transkripsiyona"geçmeden önce "Risalenin Transkripsiyonunda Takip Edilen
Metot"(s. 155) başlığında köşeli parantezleri niçin
kullandığını, "edüp, eyleyüp"veya "darüşşifa,
reisületibba"gibi iki kelimeden oluşan kelimelerin
imlalarında izlediği tercihlerini anlatmıştır. Burada
tercihlerinin nedenlerini de anlatması gerekirdi, bu
tercih nedenleri okuyucuların yapacakları benzer
çalışmalara yol göstermesi açısından önemlidir. Aslında
inceleme metotlarını girişte vermek bu tür çalışmalarda
bir gelenektir. Nitekim önsözde de inceleme metotları
hakkında açıklamalar yapılmıştır. Risalenin
transkripsiyonunda da zaman zaman dipnotlarla açıklama
vermiş, şiirleri Şuuri'nin eseriyle karşılaştırmıştır.
Eser iyi bir bibliyografya ve indeksle sona ermektedir.
İndekste hem şahıs, hem kitap hem de makam isimlerinin
bulunması ve tek bir indeks yapılması iyi bir metot
olarak görülmektedir.
Yukarda adı geçen Duygu Nevşe, bitirme ödevini henüz
teslim etmeden 13-15 Mayıs 2005 tarihlerinde yapılan IX.
Eyüpsultan Sempozyumu'nda sunduğu "Eyübün Meşhurlarından
Bir Hekimbaşının Müzikle Tedavi Risalesi"başlıklı
bildirisinde çalışmasının sonuçlarını dinleyicilerle
paylaştı. Olumlu tepkiler ve tebrikler alan bu çalışma
daha sonra basılmaya değer bulundu ve Eyüpsultan
belediyesi tarafından basıldı (IX. Eyüpsultan
Sempozyumu, İstanbul 2005, s. 304 vd.).
"Risâletü'l-mûsikiyye"nin kaynakları arasında Mehmed
Hafid Efendi'nin eserinin de bulunduğu Duygu Nevşe'nin
tespitlerinden biridir. Konuyla ilgilenenlerin bilmesi
için burada bu çalışmayı anmayı gerekli gördük. Bu
çalışmaların aynı zaman dilimine denk gelmesi nedeniyle
yazarın bunlardan haberdar olmaması veya olduysa bile
eserine katamamış olması tabiidir.
Aslında Gevrekzâde'nin yaşadığı zaman dilimindeki müzik
çevresi de böyle bir incelemede araştırılmalıydı.
Nitekim Mevlevi muhibbi olduğu, Mevlevi tekkelerine
gittiği biliniyorsa niçin o günlerin Mevlevi
tekkelerinden, şeyhlerinden hatta müzik çevresinden
kısaca söz edilmesin?. Sarayda o devirde hangi
müzisyenlerin olduğunu bilmek Gevrekzâde'nin müzik
çevresi hakkında en azından bir fikir verebilirdi.
Eserde geçen isimlerden özellikle Müstakimzâde ile hem
İstanbul'da olmaları, hem aynı devri paylaşmaları
açısından bakılırsa birbirleriyle tanışıyor olmalılar.
Nitekim Gevrekzade, iletişim araçlarının gelişmediği o
devirde Müstakimzâde'nin devranla ilgili çeviri
kitabından nasıl haberi olabilirdi? Sonuç kısmı eser
üzerinde inceleme yaparken elde edilen tespitleri de
içermelidir. Bu açıdan bakıldığında Gevrekzâde ve
müzikle tedavi risalesi üzerine yapılan bu geniş
incelemenin sonucu biraz zayıf kalmaktadır. Aslında
inceleme kısmında görülen önemli tespitler özet olarak
sonuca da taşınmalıydı. Okuyucu böylece yapılan
tespitleri kolayca görebilirdi ve daha sağlıklı
değerlendirmelerde bulunabilirdi. Bu nedenle okuyucular
mutlaka eserin içindeki tespitleri de okuması gerekir
Yayınlanan kitap müzikle tedavinin tarihiyle ilgili
önemli bir kaynaktır. Gevrekzâde'nin eseri sadece
müzikle tedaviyi değil, müzik mitolojisi, müzik tarihi,
müzik psikolojisini de ilgilendirmektedir. Eser Türk ve
Dünya müzik tarihini oluşturan önemli taşlardan biridir.
Yayınlanması bilinmesi ve okunması gerekirdi. Ahmet
Hakkı Turabi'yi çalışmasından dolayı kutluyor, yeni
çalışmalarında başarılar diliyorum. |