Müziğin bir tedâvi aracı olarak kullanılmasına dāir bazı
araştırmalar yapılmış ancak yayımlanan bir kaç kitabın
dışında bilimsel anlamda pek fazla çalışma
yapılmamıştır. Tanıtımı yapılacak olan bu kitap, aynı
zamanda yazarın Konya Selçuk Üniversitesi'nde sunduğu
yüksek lisans tezidir ve 1997'de Öz Eğitim Yayınları
tarafından yayımlanmıştır.
Kitapta müzikle tedâvinin tarihsel süreç içerisinde
hangi uygarlıklar tarafından kullanıldığına dikkat
çekilmektedir. Konu hakkında çalışma yaparken kırktan
fazla yerli ve yabancı kaynaktan yararlanan yazar,
bunlardan edindiği bilgiler ışığında müzikle tedâvi
yöntemlerini uygulandıkları çağlara göre
sınıflandırmıştır.
Kitap
5 ana bölümden oluşmaktadır. Ayrıca kitabın ek bölümünde
Doktor Abdullah Cevdet'in Osmanlı Türkçesi'ne tercüme
ettiği M. Daubresse'nin "Musicotherapie" adlı
kitabı [Matbaa-i İçtihât, 1908, Mısır. / Orijinal
Kaynak: Konya Yusufağa Kitaplığı 930-1, No: 298],
Osmanlı harflerinden Lâtin harflerine çevrilerek,
Osmanlıca aslı ile birlikte yer almaktadır.
Kitabın ilk bölümünde, "Müzikle Tedâvinin Tarihçesi"
başlığı altında ilkel kabilelerde ve Antik Dönem
Uygarlıkları'nda müzikle tedâvinin nasıl uygulandığı
hakkında bilgilere yer verilmiştir. İlkel kabilelerle
ilgili kısımlarda, özellikle Afrika ve Amerika yerlileri
ile Orta Asya'daki Büyücü-Şaman geleneklerinde
ruhsal hastalıkların nasıl ve ne şekilde tedâvi edildiği
anlatılmaktadır. Antik uygarlıklardan İbrâni, Antik
Yunan, Antik Roma, Eski Çin ve Eski Mısır'da mevcut olan
tedâvi yöntemlerinden bahseden A. Şahin Ak, müzisyen
kişiliği sayesinde Kral Saul'u müzikle tedâvi eden Hz.
Davud'dan Hipokrat'a; Fisagor'dan Konfüçyus'a kadar
tanınmış kişilere ait görüşleri, tedâvi sırasında tercih
edilen ezgi tiplerini ve kullanılan çalgıların neler
olduğunu açıklamaktadır: Flavta ile çalınan
Frigya usûlü ezgilerin "Gut" hastalığına iyi
gelmesi verilen örneklerden biridir.
İkinci bölümünde, XX. yüzyıla kadar olan dönemde
Avrupa'da, özellikle Fransa'daki hastanelerde, müzikle
tedâvi seanslarının hastalar üzerinde yarattığı
etkilerden bahsedilmekte ve bu etkileri gözlemleyen
doktorlara ait; tedâvide uygulanacak yöntemlerin nasıl
sıralanması gerektiği husûsundaki görüşlere yer
verilmektedir.
Türk-İslâm Medeniyeti'nde müzikle tedâvi yöntemlerinin
çok geniş bir şekilde anlatıldığı üçüncü bölümde;
çeşitli yerli ve yabancı kaynaklara dayanılarak
ispatlanan düşünce (ki kitabın genelinde hâkim olan
düşüncedir), müzikle tedâvi konusunda Türk-İslâm
Medeniyeti'nin Avrupa'yı etkilemiş olduğudur. Zîrâ
bilindiği üzere; Ortaçağ Avrupası'nda akıl hastaları
zincirlere bağlanmakta ve şeytanla işbirliği yaptığı
gerekçesiyle diri diri yakılmakta idi. Bu bölümde ilk
olarak Türkler'de, İslâm öncesi dönemlerde Şamanlar'ın,
hastaların ruhlarıyla müzik aracılığı ile kurdukları
iletişim ve dans ederek transa geçtikleri
anlatılmaktadır. Orta Asya'da uygulanan müziğin "Pentatonik"
temele dayandığı vurgulanarak bu ses sisteminin,
Safiyûddîn'in (Urmevî: 1224?-1294?) Türk-İslâm Müzik
Sistemi'ne temel olduğundan bahsedilmektedir. Ancak
yazar buna bağlı olarak, İslâmiyet'in Türkler tarafından
kabul edilmesinin bir sonucu olarak, pentatonik müzikten
makamsal müziğe geçişine ait dereceli gelişimi hakkında
bir açıklama yapmamıştır.
Kitapta çeşitli resim ve fotoğraflarla, kullanım
alanları da belirtilerek Orta Asya çalgıları,
tanıtılmaktadır. Göktürkler'de askerî bando takımının
günümüzden 1500-2000 yıl kadar önce var olduğunu
belirten Ak, görünüşe göre (her nedense) aradaki 500
seneyi dikkate almamıştır (bakınız sayfa:93). Zîrâ
Göktürk Yabguluğu ( Göktürk Devleti ),
Bumin Kagan tarafından 552 yılında kurulmuştur ki, bu
durumda yaklaşık 1500 yıl öncesinde Göktürkler'de bir
bandonun var olduğundan söz edilebilir. Ancak günümüzde
bütün tarih kitaplarında, 2000 yıl önce Orta Asya'da bir
Göktürk Devleti yerine, Asya Hun-Türk Devleti'nin
var olduğu, kabûl edilmiş bir gerçektir.
Bu bölümünde (Üçüncü Bölüm), ikinci olarak İslâmiyet'te
müziğin yeri ve önemi, İslâmiyet öncesinde müziğin Arap
Yarımadası'ndaki durumu ile İslâmiyet'ten sonra dinde
müziğin yasak olup olmadığı ile ilgili konular ele
alınmıştır. Ayrıca, Arap-İslâm filozofu ve müzik bilgini
Ebû Yusuf Yâkub el-Kindî'nin (872 - ? )
kendisine düşman olan komşusunun çocuğunu tedâvi edişi
ile ilgili bir hikâyeye de yer verilmektedir. Kitabın bu
bölümünde; Türk-İslâm bilginlerinden Zekeriyâ
er-Râzî (854 - 932), Fârâbî (870 -
950) ve İbn-i Sînâ'nın (980 -
1037) eserlerinde bahsettikleri ve Osmanlı ile Selçuklu
Dārüşşifāları'nda esas olarak alınan, müzikle tedâvi
hakkındaki bilgiler ve çeşitli görüşlere de, bir bütün
olarak yer verilmiştir.
Yine
aynı
bölümde üçüncü ve son olarak, Selçuklu ve Osmanlı
Dârüşşifâları'nda uygulanan müzikle tedâvi yöntemlerinin
yanı sıra; bu Dārü'şşifālar'ın ait resimleri
ve planları
da bulunmaktadır.
Dördüncü bölümde, Avrupa'nın özellikle Endülüs Emevî
Devleti ile Haçlı Seferleri aracılığıyla Selçuklu
Türkleri'nden bilimsel anlamda etkilendikleri
vurgulanmaktadır. Böylece müzikle tedâvinin,
Rönesans'tan sonra, hâttā günümüzde bile Avrupa'daki
hastanelerle üniversitelere temel oluşturduğu
anlatılmaktadır.
Kitabın
beşinci ve son bölümü,
günümüzde modern tıpta uygulanması gereken müzikle
tedâvi yöntemleri hakkında önerilerin bulunduğu bir
sonuç bölümüdür.
Genel
olarak kitaba bakıldığında, eserin büyük ölçüde başarılı
olduğu ve ilgili olduğu alandaki bir gereksinimi
karşıladığı sonucuna varılabilir. Ancak bence, müziğin
tedâvi edici niteliğinden çok, öncelikle koruyucu
hekimlik işlevi üzerinde durulması ve bu yönüyle ele
alınması daha doğru olacaktır.