GİRİŞ
Sanat ve bilim genellikle birbirinden ayrı
tutulan iki alandır. Bilim "doğru" yu, sanat ise
"güzel" i temsil eder. Bilimde teoriler ve ispatlar
vardır. Bir teori ortaya atılır ve bu teori belli
prensiplere ve kurallara bağlı olarak sonuca
ulaştırılır. Sanatta ise bireysel düşünceler daha ön
plandadır. Kurallar ve prensipler, değişik zamanlarda
değişik ekollere göre farklılık gösterebilir.
Matematik ve müzik, bilimin ve sanatın iki elemanıdır.
Matematik "doğru" olan, müzik ise "güzel" olandır.
Matematikte teoriler değişik yaklaşımlarla
ispatlanabilir. Matematikçiler bu ispatlarda "güzel" i
yakalamayı amaçlarlar. Bir teorinin ispatındaki güzellik
matematikçiler için bir doyum noktası olabilir.
Aklımıza ispattaki güzellik nedir diye bir soru
gelebilir. Daha kısa olması mı? Daha kolay olması mı?
Sertöz'ün (1996: 6,7) "Matematiğin Aydınlık Dünyası"
isimli kitabında Tosun Terzioğlu bunu " matematiğin iç
estetiği" olarak adlandırmaktadır ve bu yüzden
matematiği sanatla bağdaştırmakta ve hatta en çok
müzikle ilişkilendirmektedir. Öte yandan müzikte "doğru"
yu bulmak daha zordur, "güzel" ise zaten müziğin
doğasında vardır. Matematikte "doğru" dan sonra akla
gelen "güzel", müzikte bunun tam tersi olarak karşımıza
çıkar. Müzikte önce "güzel" vardır, sonra "doğru".
Ancak bu tartışılabilir. "Hermann Weyl şöyle demiştir,
"Çalışmalarımda her zaman doğru ile güzeli birleştirmeyi
denedim; fakat bir tanesini seçmek zorunda kalsam,
genellikle güzeli seçerim." ... İngiltere'nin önde gelen
matematikçilerinden G.H.Hardy ise kitabında şöyle
demektedir, "Dünyada çirkin matematiğe yer yok" " (Rothstein,1996:
139). Matematikteki güzel bir ispat insanları kolay
kolay ağlatmaz, öte yandan müzikteki güzel bir beste
veya icra dünyadaki dengeleri hiçbir zaman
değiştiremez.
Matematik, önünüze bir problem koyar ve çözmenizi
ister. Bir süre sonra bir bakarsınız ki önünüze konulan
problemler birbirleri ile bağlantılı, uyumlu,
karışıklıklar içinde çok basit gerçekler gizlenmiş.
Sizin bulmanızı bekliyor. Doğru, güzel ve uyumlu.
Kimileri matematiğin doğadan geldiğine inanırlar.
Matematik zaten vardır ve biz onu anlamaya çalışırız.
Kimileri ise matematiği insanların yarattığına
inanırlar. " Müzik, nedensiz bir şekilde insanı harekete
geçirmede etkilidir, matematik ise nedensiz bir şekilde
doğayı harekete geçirmede etkilidir" (Winkel, 2000: 5).
Her iki
disiplini de anlayabilmek için belirli bir bilgi
birikimine ihtiyaç vardır. Ancak müzik bir açıdan daha
şanslıdır. Hemen herkes az veya çok müzikten anlar ve
zevk alır. Ancak matematik böyle midir? Birçok insan
için matematik kısaca "baş belası" dır. İnsanlar
matematiği sevmediklerini söylemekten sakınmazlar. Bazı
insanlar için ise matematik hayatın kendisidir ve
sevmenin bir yoludur. Bunun için de anahtar matematiği
anlamaktır.
Matematik ve müziği birbirinden ayıran önemli unsurlar
olmasına rağmen bu iki disiplin birçok açıdan son derece
ilişkilidir. Bu iki disiplin antik devirlerden itibaren
karşılaştırılmış ve ilişkilendirilmiştir. Her ikisinde
de estetik vardır. Her ikisinde de evrensel bir dil
vardır. Her ikisinde de bir stil vardır. Bir müzisyen
Bach'ı nasıl ilk melodilerinden anlayabiliyorsa, bir
matematikçi de Gauss'u ilk satırlardan fark edebilir.
Matematik ve müzik ilişkisi çeşitli boyutlarda
düşünülebilir; İlk olarak müziğin kökenindeki
matematikten bahsedebiliriz. Müziğin armonik yapısı
matematikseldir. Sadece matematikseldir demek yanlıştır
ancak belirli kurallara bağlı olarak biçimlendirilir.
Tarihin değişik dönemlerinde değişik kurallar
uygulanmıştır ancak mutlaka matematiksel bir köken
olmuştur. İkinci olarak müziğin bilişsel aktiviteler
üzerine etkisi akla gelmektedir. Gerek arka plan müziği
olarak kullanılan müzik, gerekse müzik eğitimi kişilerin
bilişsel performanslarını dolayısı ile matematik
performanslarını geliştirmektedir. Müzik pek çok insan
için bir "eğlence kaynağı" , matematik ise pek çok insan
için bir "baş belası" iken, müziğin matematik eğitimi
üzerindeki olumlu etkilerini kullanmak oldukça akılcı
bir davranış olacaktır. Bir diğer boyut ise nörolojik
çalışmalar ile ilgilidir. Son yıllarda teknolojinin de
hız kazanması ile birlikte insan beyni çeşitli
tekniklerle incelenir duruma gelmiştir. Müziğin insan
beyni üzerindeki etkisi bu teknikler sayesinde çok daha
açık bir şekilde görülmektedir. Bir diğer boyut ise
yetenek ilişkisi ile ilgilidir. Matematik yeteneği ve
müzik yeteneği arasında bulunacak bir ilişki eğitime
büyük yenilikler getirebilir.
MÜZİĞİN TEMELİNDEKİ MATEMATİK
Tarih boyunca pek
çok matematikçi müzikle ilgilenmiştir. Bazılarımızın
aklına 'Acaba pek çok müzisyen de matematikle ilgilenmiş
midir?' gibi bir soru takılabilir. Kuşkusuz ilgilenen
müzisyenler vardır ancak bir karşılaştırma yapılırsa
matematikçiler çok daha öndedirler. "Müzik, iki bin yıl
öncesinde matematiksel bir bilim olarak ele alınmıştır.
Hatta yakın zamanlarda bile Ozanam, Saverien ve
Hutton'un matematik sözlüklerinde müzik ile ilgili
makaleler vardır. Bu yüzden matematikçilerin müzik ile
ilgili yazmaları şaşırtıcı gelmemelidir" (Archibald,1923:
2). Asıl konumuza dönecek olursak, müzik ve matematik
arasındaki ilişkinin incelenmesi eski Yunanlılara kadar
uzanır. Eski Yunan' da müzik, matematiğin 4 ana dalından
biri olarak kabul edilmiştir. Pythagoras (M.Ö. 586)
okulunun (Quadrivium) programına göre Müzik; Aritmetik,
Geometri ve Astronomi ile aynı düzeyde kabul görmüştür.
Bir telin değişik boyları ile değişik sesler elde
edildiğini ortaya çıkartan Pyhagoras, M.Ö. 6. yüzyılda
yaşamıştır ve bugün kullanılmakta olan müzikal dizinin
temelini oluşturması açısından oldukça önemli bir iş
yapmıştır. Konfiçyüs (M.Ö. 551-478) belirli modların
insanlar üzerine etkisini incelemiştir. Platon ( M.Ö.
428/7-348/7) müziği etiğin bir parçası olarak kabul
etmektedir. Platon, karışıklıktan kaçınır ve basitliği
savunur. Karışıklığın düzensizlik ve depresyona yol
açacağını savunur. Platon, insan karakteri ile müzik
arasında bir bağlantı bulmuştur.
Pythagoras, 12 birimlik bir teli ikiye bölmüş ve oktavı elde etmiştir.
Elde edilen 6 birimlik uzunluk ( telin ½ si), 12
birimlik uzunluğun bir oktav tizidir. Pythagoras 8
birimlik uzunluk ile (telin 2/3 ü) 5 li aralığı, 9
birimlik uzunluk ile (telin ¾ ü) 4 lü aralığı
bulmuştur. Antik devirde dört sesin bir arada duyulması
prensibi "tetrakord" olarak adlandırılmakta ve müzik
teorisinin temel kuralı olarak sayılmaktadır.
Böylelikle tetrakord, 6,8,9 ve 12 ile elde edilmiştir ve
ileride değineceğimiz gibi bu sayılar bize "altın oran"
konusunda da oldukça ilginç örtüşmeler sunmaktadır.
Pythagoras oranlarına göre, 5 li ile 4 lü arasındaki fark tam tonu
vermektedir.
2/3:3/4=8/9 (5T-4T=2M )
Yani, tam sesin 8/9 ile çarpımı bize o
sesin bir ton tizini vermektedir.
Devam edecek olursak; 8/9.8/9=64/81
(2M+2M=3M)
Esas sesimiz "do" olsun. Do nun ½ si bize
do nun bir oktav tizini, 2/3 ü "sol" sesini, ¾ ü "fa"
sesini, 8/9 i ise "re" sesini, 64/81 i ise " mi" sesini
vermektedir.
Diğer aralıkları kısaca şöyle sıralayabiliriz;
3/4:8/9=27/32
4T-2T=3m
2:27/32=16/27
6M
2:64/82=81/128
6m
2: 8/9=9/16
7m
Bu şekilde gidildiği zaman; Do, re, mi, fa,
sol, la ,si, do sesleri sırasıyla; 1, 8/9, 64/81, ¾,
2/3, 16/27, 128/243 ve 1/2 oranları ile ifade edilir.
Pythagoras, telin 8/9 u ile 1 tam tonu elde
etmiştir, ancak bir notaya 6 kez tam ton ilave
edildiğinde neredeyse o notanın oktavı elde edilmiştir
ki bu da "Pythagoras koması" olarak adlandırılır. Bu
durumda Pythagoras sisteminde bazı değişikliklere gerek
duyulmuş ve böylece zaman içinde tampere edilmiş bir
şekilde 12 eşit yarım tonluk bir sistem
geliştirilmiştir. 1 tam ton 8/9 ile değil iki
yarım ton ile gösterilmiştir
.
Tampere edilmiş 5 li, 7 yarım ton ile ifade edilmektedir ve
buda, Pythagoras 5 lisinden daha küçük bir aralıktır.
4lü ise, 5 yarım ton ile ifade edilir ve Pythagoras 4
lüsünden daha büyüktür.
Yapılan bazı çalışmalarda insan kulağının hala Pythagoras
aralıklarını tercih ettiğini gösterse de günümüzde
kullanılan tampere edilmiş sistemden vazgeçmek mümkün
değildir (Reid,1995).
Euclid (M.Ö. 300)'in çalışmaları temel
olarak Pythagoras'a dayanır, ancak Pythagoras ve Euclid
iki önemli konuda birbirlerinden ayrılırlar; kurulan
majör dizideki Maj. 3 'lü ve Maj. 6'lı aralıklarda.
Örneğin Do dizisinde Euclid 'in Maj. 3'lüsü 4/5=64/80
iken, Pythagoras için bu; 64/81=8/9.8/9 dur
(Archibald,1923: 10).
Estetik anlayışındaki en eski ve en
yerleşik kavram, kökü Sokrates ve öncesi filozoflara
uzanan oransal uyumluluk (congruentia) , oran ve sayı
kavramlarıdır. (Eco, 1996: 51) . Yunan düşüncesine
'oran' anlayışı büyük önem taşımaktadır. Ortaçağ
filozoflarından Boethius ta müzik kuramıyla ilişkili
olarak bir oransal ilişkiler öğretisi geliştirerek,oran
felsefesini başlangıçtaki Pythagoasçı biçimi ile
Ortaçağ'a aktarır. (Eco,1996: 53). Aritmetik, geometri
ve müzik ile ilgili çalışmaları vardır. Boethius için
müzik matematiksel bir bilimdir.
Müzikte önemli olan bir başka isim
Fibonacci'dir. Leonardo Fibonacci (1175-1240) bir
İtalyan matematikçisidir. Matematik biliminde önemli
çalışmaları olmuştur. Ancak ençok "tavşan çiftliği"
problemi ile meşhur olmuştur. Probleme göre; bir çift
tavşan var ve bir ay geçtikten sonra her yeni çift
tavşan bir çift tavşan doğuruyor. Her yeni doğan çift
ikinci ay birer çift tavşan doğurur ve bu böylece devam
eder. Kaç ay sonra kaç çift tavşan olur. Sonuçta
karşımıza şu şekilde bir seri çıkar;
1, 1,
2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233,
377, 610, 987...
Seriye bakacak olursak, son iki sayının toplamı bize bir
sonraki sayıyı vermektedir. Burada bizim için önemli
olan orandır. Dikkat edilecek olursa iki ardışık
sayının oranı (küçük sayının büyük sayıya oranı) aynı
sayıya yakınsamaktadır. 0, 61803398......Bu oran resimde,
mimaride, ve müzikte çeşitli dönemlerde "altın oran"
veya "mükemmel oran" olarak kullanılmıştır.
Altın oranı geometrik olarak ifade edecek olursak, ikiye
bölünmüş bir [AB] doğru parçası düşünelim. Tüm doğru
parçasının büyük parçaya oranının, büyük parçanın küçük
parçaya oranına eşitliği bize altın oranı vermektedir.
Pythagoras aralıklarından bahsederken tetrakord u oluşturan 6,
8, 9, ve 12 birimlik tellerden bahsetmiştik. Şimdi
bu aralıkları altın orana uygulayacak olursak,
(12-8) : (8-6) = 12: 6 oranının altın oran olduğunu görürüz.
Bu, oldukça ilginç bir örtüşmedir.
Müzikte yapılan çeşitli çalışmalarda altın oranın
kompozisyonlarda melodik, ritmik veya dinamik olarak
belirli bir orana göre oluşturulduğu görülmüştür.
Bella Bartok, altın oranı kullanan bestecilerdendir. "Bartok,
Fibonnacci sayıları ile bir dizi oluşturmuş ve bu
dizinin elemanlarını bestelerinde kullanmıştır" (Aktarma
Gönen, 1998: 13). "Music for strings, percussion and
celeste" parçasının ilk bölümünde en önemli kısım, 89
ölçünün 55. ölçüsünde kullanılmıştır (Rustin, 1998).
Bu konuda yaygın olarak bilinen bir parça Haendel'in
"Hallelujah" eseridir. Bu eserde toplam 94 ölçü
vardır. En önemli kısımlardan birisi; solo trompetlerin
girişi "Kings of kings", 57. ve 58. ölçülerde
başlamaktadır. Yani 94 ölçünün 8/13 inde. 94.
8/13=~58. İlk 57 ölçünün 8/13 inde ise (ki bu da 34.
ölçüdür) "The Kingdom of Glory..."teması başlamaktadır.
İkinci 37. ölçüsünün 8/13 ünde ise (yani 79. ölçüde)
"And he shall reign.... " tekrar solo trompetlerin
görüldüğü önemli bir bölüm gelmektedir. Haendel'in bu
kompozisyonu yazarken ne düşündüğünü bilmiyoruz ama en
azından bu örnek, müzikte altın oranın
kullanılabileceğini bize göstermektedir (Beer, 1998:8).
Mozart'ında altın oranı kullanıp kullanmadığına dair çeşitli
görüşler vardır. John F.Putz'a göre Mozart'ın eserleri
bir dahi işidir ve sayılarla oynamayı seven birisinin
işidir. O'na göre Mozart altın oranı biliyordu ve
eserlerinde kullanmıştır (May, 1996).
19. yy. da J. Fourier, müzikal serinin niteliğini
incelemiştir. "Fourier, müzik aleti ve insandan çıkan
bütün müzikal seslerin matematiksel ifadeler ile
tanımlanabileceğini ve bununda periyodik sinüs
fonksiyonları ile olabileceğini
ispatlamıştır."(Matematik Dünyası, 1995:7) Ünlü
Matematikçi Leibniz, "Müzik ruhun gizli bir
matematiksel problemidir" demiştir.
Euler, seslerin düzgün salınımı prensibine dayanan tampere
sistemi temel olarak yanlış bulmakta ve yetenekli icracı
için tercih edilemez olduğu görüşünü savunmaktadır. Bu
doğrultuda yeni bir ses sistemi geliştirmiştir. Ancak
Euler sistemi müzisyenlere fazla matematiksel,
matematikçilere ise fazla müzikal gelmiştir. Euler
yerine koyma adı verilen bu teoriyi, sesi algılayan
kişinin fiziksel koşullara göre algılaması gerektiğinden
farklı olarak neleri algıladığı ve hangi etkilere maruz
kaldığı sorularına yanıt ararken geliştirmiştir. Bu bir
tür "deneme teorisi" dir. ( Gönen, 1998:13)
MÜZİĞİN MATEMATİK EĞİTİMİNE KATKISI
Müzik çok etkin bir eğitim aracıdır. Sadece
matematik için değil birçok alanda çok etkili bir araç
olarak eğitimde kullanılmaktadır. Müzik pek çok insan
için bir eğlence kaynağıdır. Duyguları harekete
geçirir. Müzik dinlemek, bir enstrüman çalmak, dans
etmek bize büyük zevk verir . Müzik özellikle çocuklarda
duygusal, sosyal,. fiziksel ve bilişsel açıdan çok
etkilidir. Müzik beynimizi harekete geçirir. Bu yüzden
müzik, daha iyi beyin faaliyetleri için araç olarak
kullanılabilir. Yapılan pek çok araştırmada görülmüştür
ki; pek çok çeşitli becerinin müzik ile öğretimi çok
daha etkilidir.
Dünyanın değişik yerlerinde matematik
eğitimi ile ilgili yapılan pek çok araştırmada, verilen
eğitimin yeterli olmadığı, yeni yaklaşımlar üzerinde
çalışılması gerektiği yönünde sonuçlar ortaya
çıkmaktadır. Matematik pek çok ülkede eğitim açısından
en sıkıntılı derstir. Buna önyargılar, yetersiz
altyapı, yetersiz imkanlar gibi pek çok sebep
sayılabilir. Ancak sonuçta şu konuda hemen herkes
birleşmektedir ki; matematik eğitiminde yeni
yaklaşımlara ihtiyaç vardır. Müzik, özellikle okul
öncesi dönemde çok daha etkin bir öğretim aracı olarak
kullanılabilir. Okul öncesi dönemde verilecek temel
matematiksel kavramlar müzik ile çok daha etkin bir
şekilde verilebilir Okul öncesi dönem, çocukların
yeteneklerini ortaya çıkartmak ve yönlendirmek açısından
büyük önem taşımaktadır. Matematiğin ve müziğin temeli
bu dönemde atılmalıdır.
Araştırmacılar küçük çocuklarda, ileri
matematik çalışmaları yapılamayacağı fakat onlara çok
hoşlanacakları için müzik dinletmenin de yüksek beyin
fonksiyonlarını sağlayacağını düşünmektedirler. Shaw
(2000) çocuğa, tercihen okulöncesi dönemden başlayarak,
okullarda verilen müzik eğitiminin onun uzamsal temporal
akıl yürütmesini, dolayısı ile de ileride matematik
performansını olumlu etkileyeceğini ifade etmektedir.
Daha kalıcı bir beyin gelişimi için çocuklarda uzun
yıllar piyano eğitimi uygulamasını da önermektedir
(Shaw,2000:32,22)
Müzik ile bilişsel aktivitelerin gelişimi
konusunda yıllardır çeşitli araştırmalar yapılmıştır.
Ancak medya tarafından ençok ilgi gören araştırma
1993'te "Mozart Etkisi" (Mozart Effect) olarak
duyurulmuş ve çok dikkat çekmiştir. Araştırma Frances
Rauscher tarafından yürütülmüştür. Amerika'da Psikoloji
bölümünde okuyan 38 öğrenciye 10 dakika süre ile
Mozart'ın iki piyano için yazdığı Re Maj. Piyano Sonatı
(K.V.448) dinlettirilmiştir. Daha sonra öğrencilere üç
boyutlu düşünme testi uygulanmıştır. Sonuçta, kontrol
grubuna kıyasla Mozart dinleyen gruptan 8-9 puan daha
yüksek sonuçlar elde edilmiştir. Müzik ile üç boyutlu
düşünme arasındaki ilişki o dönemde ortaya atılmıştır.
Sonuçlar açıklandıktan sonra araştırmacılardan birisi
olan teorik fizikçi Gordon Shaw Mozart müziğinin beyne
jimnastik yaptırdığını öne sürmüştür ve şöyle demiştir :
" Karmaşık yapılı müziğin matematik ve satranç gibi
ileri düzey beyin etkinlikleri ile ilgisi olan belli
karmaşık sinirsel örgütler arasındaki iletişimi
kolaylaştırdığına inanıyoruz. Bunun aksine basit ve
tekrara dayanan müziğin karşıt bir etki yapabileceğini
düşünüyoruz. " (Campbell,2002: 25-26).
Yapılan çeşitli Mozart Etkisi
çalışmalarının yanında fareler üzerine yapılan bir
çalışma ilginçtir. Farelere uzun süre Mozart müziği
dinlettirilmiş ve labirent çözmede daha başarılı
oldukları gözlemlenmiştir. Farelerin öğrenme
düzeylerindeki artış müzik kesildikten 4 saat sonrasına
kadar etkili olmuştur. (Shaw 2000.:36)
1996 yılında Avustralya'da yapılan bir
çalışmada okul öncesi dönemi çocuklara 10 ay boyunca
haftada 1 saat müzik eğitimi verilmiştir. Verilen
eğitimin matematik yetenekleri üzerindeki etkisi
incelenmiştir. Çocukların Matematik Yetenekleri Test of
Early Mathematics Ability (TEMA-2) ile
değerlendirilmiştir. Sonuçta müzik eğitimi alan gruptan
daha yüksek sonuçlar elde edilmiştir.
(Geoghegan&Mitchelmore, 1996).
2000 yılında Bilhartz, Bruhn ve Olson tarafından erken müzik
eğitiminin çocuğun bilişsel gelişimine etkisi isimli
bir araştırma yürütülmüştür. Araştırmada 4 ila 6 yaş
arası 71 çocukla çalışılmıştır. Çocuklar bilişsel
gelişim için "Stanford-Binet Intelligence Scale (SB)"
testinin dördüncü edisyonu ile ve müzik için "Young
Child Music Skills Assessment(MSA)" testi ile
değerlendirilmiştir. Deney grubu 30 hafta süresince,
haftada 75 dakika, ebeveyn katılımlı müzik programına
tabi tutulmuştur. Müzik programına katılan çocuklardan
daha yüksek sonuçlar elde edilmiştir
(Bilhartz&Bruhn&Olson, 2000: 615).
Los Angeles'ta yapılan bir çalışmada 135 öğrenciye 4 ay
boyunca piyano eğitimi verilmiş ve eğitim verilmeyen
gruba göre matematik puanlarında %27 oranında artış
görülmüştür (AMC, 2004).
Yetenek açısından düşünecek olursak; pek
çok kişi matematik yeteneği ve müzik yeteneği arasında
bir ilişki olamadığını varsaymaktadır. Matematik
yeteneği olan çocuklar genellikle müzikle uğraşmaktan
alıkoyulmazlar. Hatta bu çoğu zaman desteklenir. Ancak
müzik yeteneği keşfedilen çocuklar için durum daha
farklıdır. Bu çocuklar çoğu zaman müzikal açıdan
desteklenmekte ancak bilişsel açıdan köreltilmektedir.
Bu çocukların matematik yetenekleri çoğu zaman yok
sayılmaktadır veya önemsenmemektedir. Oysa teknoloji
çağı olan günümüzde "matematik mantığı" artık büyük
önem kazanmıştır. Bilişsel açıdan eksik donanım ile
mesleğe başlayan müzisyenler çoğu zaman bu eksikliği
ilerleyen meslek hayatlarında hissetmektedirler.
Sergeant ve Thatcher (1974), zeka ve müzikal yetenekle ilgili
üç çalışma yapmıştır. Sonuçları istatistiksel
tekniklerle yorumlamışlardır ve şu sonuca varmışlardır;
Tüm yüksek zekalı insanlar mutlaka müzikal değiller,
fakat tüm müzikalitesi yüksek insanlar yüksek
zekalıdır. Bu şekilde bakıldığında akademik zekanın
müzikal başarı ile ilişkilendirilmesi şaşırtıcı
değildir. Bu noktadan bakıldığı zaman; zeki çocukları,
eğer müziğe ilgileri varsa, potansiyel müzisyen olarak
görebiliriz (Boyle&Radocy, 1987: 142).
2001 yılında yapılan araştırmada 8 yaş grubundaki çocukların
Matematik yetenekleri, müzik yetenekleri ve soyut
zekaları arasındaki ilişki istatistiksel açıdan
incelenmiştir. Toplam 75 çocuğa Müzik yetenek testi,
Matematik yetenek testi ve Soyut zeka belirleyici test
uygulanmıştır. Öğrencilerin Müzik Yetenekleri ve
Matematik Yetenekleri arasında 0,423 lük bir ilişki
bulunmuştur ve bu ilişki katsayısı istatistiksel açıdan
0,01 düzeyinde anlamlıdır.Yani, öğrencinin Müzik
yeteneği yükseldikçe matematik yeteneği artmaktadır.
Müzik Yeteneği ile Soyut Zeka arasında ise 0,295 lik
bir ilişki bulunmuştur ve bu istatistiksel açıdan 0,01
düzeyinde anlamlıdır. Öğrencinin müzik yeteneği arttıkça
Soyut Zekası da artmaktadır. Sonuç olarak her iki
değişkende (Matematik Yeteneği ve Soyut Zeka Seviyesi) ,
Müzik Yeteneği ile ilişkilendirildiğinde anlamlı bir
farklılık göstermiştir. Matematik Yeteneği ve Soyut
Zeka karşılaştırıldığında ise en yüksek etkinin
Matematik Yeteneğinde olduğu görülmektedir. Dolayısı
ile, Matematik Yeteneği ile Müzik Yeteneği arasında
oldukça anlamlı bir ilişki vardır. (Karşal,2004)
SONUÇ
Matematik ve müzik pek çok açıdan birbiri ile ilişkili iki
disiplindir. Antik çağlardan itibaren bu ilişki fark
edilmiş ve pek çok matematikçinin ve düşünürün ilgisini
çekmiştir. Bilimin ve sanatın temsilcileri sayılan bu
iki disiplinin birbiri ile olan ilişkisinin etkin
kullanımı günümüzde pek çok açıdan olumlu sonuçlar
doğurabilir.
Müzik, özellikle okul öncesi dönemi çocuklarında etkili bir
eğitim aracı olarak kullanılabilir. Bu dönemde
çocukların alacakları temel matematik eğitimi ve temel
müzik eğitimi "doğru" verildiği taktirde, çocukların
önlerindeki ufuk bir hayli genişleyecektir. Sadece okul
öncesi dönemde değil sonraki dönemlerde de gerek müzik
dinlemenin gerek enstrüman çalmanın kişilerin bilişsel
aktivitelerine kattığı olumlu etki pek çok araştırmanın
konusudur ve küçümsenemeyecek kadar önemlidir.
Ülkemizde müzik eğitimi verilen kurumlarda, özellikle küçük
yaşta eğitime başlayan okullarda, çocuklar bilişsel
açıdan oldukça yetersiz yetiştirilmektedirler. Müzik
yeteneği olan çocukların bilişsel gelişimleri, eğitim
sistemi içerisinde, bilerek veya bilmeden genellikle
engellenmektedir. Günümüz teknoloji çağıdır. Her
alanda olduğu gibi müzikte de teknoloji her geçen gün
ilerleyerek kullanılmaktadır. Müzisyenlerdeki matematik
mantığı artık daha çok önem kazanmaktadır. Tüm bunların
yanı sıra, bilişsel açıdan daha ileri çocuklar müziği de
çok daha kolay algılayabilmekte ve ilerleyebilmektedir.
Bu iki disiplinin yetenek anlamında da ilişkili olduğu
düşünülürse müzikalitesi yüksek olan çocukların zihinsel
kapasitelerinin çok daha ileri olduğu unutulmamalıdır.