|
GİRİŞ
Güfte mecmuaları, müzik tarihimizin önemli belgeleri
arasında yer almaktadır. Bu mecmualar, yazıldıkları
dönemin müzik bilgilerini ve repertuarını günümüze
aktaran kaynak eserlerdir. Güfte mecmuaları bestelenen
eserlerin sadece güftelerini vermekle kalmayıp, bunların
hangi bestekâr tarafından, hangi makamda, hangi usûlle
bestelendiğini de kaydetmektedir. Böylece bestekârlar
hakkında bilgi verdiği gibi makamlar ve usûller hakkında
da bilgi verilmiş olmaktadır. Hatta bazı yazmalarda
makamlarla ilgili açıklamalara da rastlanmaktadır.
Geleneksel Türk müziği öğrenimi ve aktarımının meşk
sistemiyle aktarımına ağırlık verildiği dönemlerde,
geçilen eserlerin unutulmaması ve gelecek nesillere
aktarılmasında güftelerin kaydedildiği bu mecmualar
önemli yer teşkil etmekteydi. Meşk yöntemiyle geçilen bu
eserlerin besteleniş tarihinden günümüze ulaşıncaya
kadar geçen zaman sürecinde değişime uğrayıp
uğramadıkları, ait oldukları bestakâr ve güftekârların
doğruluğu, besteleniş tarihleri ve bu yüzyıllara ait
müzik bilgilerine güfte mecmuaları sayesinde
ulaşılabilmektedir. Mecmua yazarlarının birçoğu kendisi
de bestekâr olan müzik bilgisine sahip kişiler oldukları
için verdikleri bilgiler müzik tarihimiz açısından önem
taşımaktadır.
Bu noktada ele alıp incelediğimiz Hasan Gülşeni'ye ait
güfte mecmuası hem müzik resim ilişkisi açısından, hem
de Edirneli bir sufi tarafından yazılmış dindışı
güfteleri içerdiği için önemlidir. Bu nedenle üzerinde
İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Müziği programında
yüksek lisans tezi
yaparak ortaya çıkardığımız sonuçları Türk müziğiyle
ilgilenenlerle paylaşmak gerekmekteydi. Bu yazının amacı
XVIII. yy. başında yazılmış olan bir güfte mecmuasının
incelenmesiyle ortaya çıkan sonuçları ele almak
olacaktır.
GÜFTE MECMUALARI NASIL ÇALIŞILMALI?
Yüksek lisans tezime başladığım zaman önce bir güfte
mecmuası nasıl çalışılmalı sorusuna cevap aramak zorunda
kalındı. Çünkü Türk müzikolojisinde bu konunun şimdiye
kadar yeterince ele alınmamış olduğu görüldü. İlk olarak
tezin planını belirlemek amacıyla güfte mecmuaları
üzerine yapılmış bazı çalışmaların planları
incelenmiştir. Görülen bazı güfte mecmuası
çalışmalarının bazılarında sadece güfteler okunmuş,
güfte mecmuasının yazıldığı yüzyıl ve önemi üzerinde
kısa cümlelerle sonuç yazılmıştır. Bir kısım
çalışmalarda güfte mecmuasının tanıtımına ağırlık
verilmiş, bir kısım çalışmalarda konu dışına çıkılarak
mecmuanın bulunduğu yüzyılın tarihi anlatılmış, bazı
çalışmalarda ele alınan yazma mecmuasıyla ilgili
bilgilerden daha çok basılan güfte mecmualarının tarihi
konusuna geniş yer verilmiş, bir kısım çalışmalarda
güftelerin yanında makam fihristi yapılmış olduğu
görülmüştür. Mecmuaların diğer üzerinde durulması
gereken özellikleri üzerine geniş anlamda çalışılmadığı,
yararlanılmasını kolaylaştıracak bir metotla ele
alınmadığı ve mecmualardan çıkarılması gereken önemli
sonuçların yeterince ortaya çıkmadığı görülmüştür. Çok
sayıda güfte mecmualarını görüp mecmuaları tam güfte
mecmuaları, seçme şarkıların bulunduğu güfte mecmuaları,
çeşitli şiir ve notlar arasında yazılmış bestelerin
bulunduğu güfte mecmuaları olarak sınıflandıran ve
inceleme esaslarını tespit eden R. Uslu'nun makalesinden
yararlandık. Yapılan bu çalışmalardaki eksiklikler de
göz önünde bulundurularak önce bir güfte mecmuasının
planının nasıl olması gerektiği üzerinde araştırma
yaptık.
Yapılan araştırma doğrultusunda bir güfte mecmuası
çalışırken, çalışılan mecmuanın müzikoloji
metodolojisine uygun olarak önce dış tanımının, daha
sonra iç tanımının yapılması, öneminin vurgulanması,
içeriğinin değerlendirilmesi, mecmuada bestesi
bulunanların isimleri tespit edilmesi, bestekârların
kısaca hayatlarından bilgi verilmesi, repertuarının
listesinin verilmesi, güftelerin tam metninin yazılması,
formlar ve usuller hakkında sayımlarının ve isimlerinin
tespiti, güftelerin ait oldukları yüzyıllara göre
istatistiğinin yapılması, güftelerin mevcut bazı önemli
güfte mecmualarıyla karşılaştırması hatta günümüze gelen
notalarının tespiti yapılmalıdır. Öncelikle düzenli
güfte mecmuaları üzerinde yapılacak bilimsel çalışmalara
ihtiyaç vardır. Böylece yazarları ve tarihleri
bilinmeyenlerin yazarları ve tarihleri tespit
edilebilir, içerdikleri yıllarla ilgili müzik
repertuarını aydınlatabilir ve müzik tarihimize önemli
katkılar sağlayan bir kaynak durumuna getirilebilir.
MİLLET KÜTÜPHANESİ 736 NUMARALI GÜFTE MECMUASI
Mecmuanın dış tanıtımı: Bu mecmua, Millet kütüphanesi, Ali
Emîri, Manzum eserler, nr. 736' da kayıtlı
bulunmaktadır. Mecmuanın sonunda ait olduğu yüzyılı
belirten 1734 (Zilhicce 1146) tarihi bulunmakta ve
yazarının Hasan Gülşenî olduğu burada belirtilmektedir.
Koyu yeşil ciltli bu güfte mecmuası, sonunda bulunan
müzik risalesi ile birlikte toplam 285 vr. olup, tâlik
yazı ile yazılmıştır.(ERDEN, 2004; 9)
Mecmuanın Özellikleri ve Önemi
Mecmuanın iç tanıtımı: Mecmuanın düzenli yazılmış
olmasından yazarın müzik bilgisine sahip olduğu açıkça
anlaşılmaktadır. Mecmuanın başında belirli bir sırayı
takip eden makamlar fihristi bulunmaktadır ve her
makamın güfteleri bu sırayı takip ederek düzenli bir
biçimde kaydedilmiştir.
Düzeni açısından muntazam bir
biçimde yazılmış olan bu mecmua "güfte mecmuaları ve
inceleme esasları"
bakış açısıyla, tam güfte mecmuaları sınıfına
girmektedir.
Mecmua içerisinde dikkati çeken bir başka özellik bazı
güftelerin şekillendirilerek yazılmış olmasıdır.
Özellikle, nakş gibi terennümlerle kaydedilen bestelerin
güfteleri (Millet Kütüphanesi, Ali Emîri Manzum Eserler,
No. 736, vr. 3a, 5a 15a, 38a, 46a, 60a, 85a, 100b, 135b,
141a, 198a'da) cami, güneş, ibrik, ağaç, vazo gibi
çeşitli şekiller verilerek yazılmıştır. Başka hiçbir
güfte mecmuasında rastlanmayan bu hat-müzik-resim
özelliği taşıyan bu durum mecmuayı ayrıca önemli
kılmaktadır. Bu mecmuaya görsel yönden de sanatsal bir
özellik katmıştır.(ERDEN, 2004; 9)
Mecmuanın Yazarı Kimdir?
Hasan Gülşenî hakkında bazı araştırmalar yapılmıştır. Ancak
şimdiye kadar yapılan araştırmalarda ona ait bir müzik
mecmuasından bahsedilmemektedir. Yazarın böyle bir
eserinin olabileceğini, ilk olarak Yard. Doç Dr. Recep
Uslu bir araştırmasında ele almış, Edirneli, Cabi Hasan
Gülşenî ile Edirneli, Cabi Hasan Sezâyi'nin aynı kişi
olabileceğini belirtmiş, Hasan Sezâyi' nin bu güfte
mecmuasından bahsetmiş, Hâfız Post Mecmuası kadar önemli
görmüştür.
Sonunda bulunan Zübde-i Makâle-i İlm-i Mûsikî
adlı müzik risalesinide yayınlamıştır. Mecmuanın sonunda
bulunan müzik risâlesi ve güftelerin kaydedildiği
bölümün aynı kişi tarafından yazıldığı hattının
benzerliğinden açıkça anlaşılmaktadır.
Hasan Sezâyi Gülşenî' nin Hayatı ilk olarak İslam
Ansiklopedisi' nde Tahsin Yazıcı
tarafından akademik olarak ele alınmıştır. Bundan başka
bazı kaynaklar ilavesiyle Recep Uslu'nun makalesinde de
ele alındığından mecmuanın içeriği konusuna girmeden
önce, Hasan Gülşenî' nin hayatı aşağıda özetlenecektir.
Hasan Gülşenî' nin Hayatı
Hasan Sezâyi 1669'da Mora, Korent'de doğdu. 1687'de 18
yaşında iken Venediklilerin adayı işgali üzerine gemiyle
yola çıktı. IV. Mehmed'in saltanatının son yıllarında
Edirne'ye geldi. Burada piyade mukabelecisi Ali Efendi
adında birinin yardımıyla sarayın mukabele kaleminde
memur oldu. Edirne'de Hacı Hallac mahallesinde Âşık
Efendi zaviyesinde şeyh olan Gülşenî şeyhi Mehmed Sırrı
Efendi'nin oğlu ve postnişin olan Ali Efendi'ye mürid
oldu. Onun iki yıl terbiyesinden sonra Ali Efendi ölünce
Debbağ mahallesinde şeyh Şücaaddin Hankahı şeyhi Mehmed
La'li Fenâyî Efendi'ye mürid oldu. Fenâyî, Derviş
Hasan'ı, dergahın vakıf gelirlerini toplamakla
görevlendirdi. Bundan sonra bu tür işleri yapanlara
verilen kelimeyle yani "Câbî", mevlevi çilesini de
doldurduktan sonra şeyhlik icazeti aldığı için "Câbî
Dede" olarak meşhur oldu. Mehmed Efendi'nin ölümü ile
Hasan Sezâyi Âşık Efendi zaviyesine "nakl ve semahnişin"
oldu. Bir ara Edirne'den İstanbul'a ve Kahire'ye gitti.
Kahire'de Gülşenî hankahında, o sıralarda şeyh olan
İbrahim Efendi'den Gülşenî hilâfetnâmesi almıştır. Güfte
Mecmuasını tamamladığı zaman 67 yaşında olduğu
anlaşılmaktadır. Gülşenîliğin içinde Sezâiyye kolunun
kurucusu kabul edilen Hasan Sezâyi yaşının 71 olduğu
1738 yılında ölmüştür.
Hasan Gülşenî' nin Bestekârlığı
Osmanlı Musiki Literatüründe
mecmuanın yazarı olarak iki ayrı kişiden söz
edilmektedir. Bunlardan biri "Ahla Muhammed"in yerine
şeyh olan Hasan Gülşeni, diğeri Tatar Hasan Gülşeni.
Ancak bunlardan "Ahla Muhammed" denilen kişi gerçekte
Mehmed La'li Efendi'dir, "La'li" kelimesi "Ahla" olarak
yanlış okunmuştur. Yerine şeyh olan kişi ise bizim
bahsettiğimiz Hasan Sezai Gülşeni'dir, farklı bir kişi
değildir. Diğer Hasan Gülşeni ise "Tatar" lakablı olup,
Hasan Sezai'nin mektuplarında muhatap olan kişidir,
İstanbul'da şeyhlik yapmıştır. Mecmuada yazarın "Tatar"
lakabından bahsedilmediği gibi, "Tatar Hasan Gülşeni'nin
herhangi bir eserinden veya bir güfte mecmuası yazacak
kadar "katip" oluşundan bahsedilmemektedir. Hasan Sezai
Gülşeni ise bir süre sarayda katiplik yapmıştır. Ayrıca
Hasan Sezai Gülşeni'nin mektuplarında, güfte mecmuasında
besteleri görülen "Çömlekçizade, Derviş Ali, Esad Molla
Efendi"nin adları
geçmektedir. Hasan Sezai'nin bu bestekarlarla
tanıştığını göstermektedir. Diğer taraftan Menakıbında
Edirne'de Devlet-i Aliye erkanı ile üç gün üç gece
zevk-i safalar yapılıp, neyler, tamburlar ve tevhidler
dinlenildiğini anlatılmaktadır. Bu anlatılan olay Hasan
Sezai Gülşeni'nin müzikle ilgisini gösteren bir diğer
anektottur. Hasan Sezai Gülşeni'nin Mecmua-i Güfte'si
içinde "Fakir" kelimesiyle kaydettiği toplam altı tane
bestesi bulunmaktadır. Bestekarlığını gösteren
bu eserler şunlardır:
Mahur/ Nim devir: Gönül bağı izârın eyleme mesken
münâsibdir/ O âşıktır ona bülbül gibi gülşen münâsibdir/
Mahur/ Semai: Tîrini ol kaşı yâ sîne-i suzânda bulur/
Lezzet-i zahmını ammâ dil-i ânın cânında bulur/
Hüseyni/ Hafif: Rehber-i kûyin olan kıble-nûmâ olmuş
olur/ Gösteren rûyini mirât-ı safâ olmuş olur/
Hüseyni/ Muhammes: Bir naz ile sad aklı mecnûn
eyler/ Bir şîve ile bin dili meftûn eyler/
Hüseyni/ Semai: Cerîde-i dili hergeh ki yâre
gösteririz/ Terrehhüm etmek içün yâre pâre gösteririz/
Hüseyni/ Semai: Sînem hedef ettim yine bir kaşı kemâne/
Müjgânı yeter yeter pute-i câne/
Fakat o dönemlerde, meşk sistemi ile geçilen eserlerin
orjinallerinin korunmasının zorlaştığı ve birçok eserin
kaybolup gittiği de bir gerçektir. O dönemlerde yazılmış
birçok bestenin zamanla unutulduğu gibi, TRT
repertuarıyla yapılan karşılaştırmada Hasan Gülşenî' nin
bu bestelerinin de hiçbirinin günümüze ulaşamadığı
anlaşılmaktadır.
Mecmuanın İçindekiler
Mecmuanın başında 52 makam fihristi bulunmaktadır.
Fihristteki makamlar kırmızı mürekkeple yazılmış ve her
birinin altına bulunduğu sayfa numarası verilmiştir.
Güftelerin başında bulunan tür, usûl, bestekâr ve
güftekâr isimleri de kırmızı mürekkeple yazılmıştır ve
güftekârların, şiirlerin maktâ beytinde geçen
mahlaslarının üzeri de kırmızı kalemle çizilmiştir.
Mecmuanın başında bulunan fihristte yazılı makamlar
şunlardır:
Rast, rehavi, pençgâh, nikriz, ısfahan, nişabur, zavil,
mahur, neva, uşşak, beyati, humayun, nühüft,
neva-sünbüle, nevruz-acem, acem, acem-aşiran, nihavent,
arazbar, baba-tahir, dügah, sabâ, çargah, kûçek,
hüseyni, buselik, aşiran, kürdi, nevruz, zemzeme,
büzürk, zirgüle, hisar, hicaz, araban, hüzzam, uzzal,
şehnaz, gerdaniye, muhayyer, muhayyer-buselik,
zirefkent, geveşt, muhayyer-sünbüle, ırak, muhalif,
sultani-ırak, segâh, mâye, bestenigar, rahatülervah,
evc.
Mecmua içerisindeki güfteler baştaki makam fihristine göre
düzenli bir sıra ile kaydedilmiş, ana makam olan
"rast"tan başlamış, güfte kaydına "büyük usulden küçük
usûle" doğru bir sıra takip edilmiş olması Hasan
Gülşenî'nin müzik bilgisinin bir hayli ileri derecede
olduğunu göstermektedir. Kaynakların herhangi bir
enstruman çaldığından bahsetmemesine rağmen Mevlevîlikte
postnişin olması ayin icra ettiğini, ayin yönetecek
kadar müzik bilgisinin bulunduğunu gösteren bir
özelliktir.
Fihristte adı geçen bu makamların her birine mecmua
içerisinde birer beyit yazılmıştır, başka mecmualarda da
görülmesi muhtemel olan bu beyitlerden sırasıyla rast,
rehavi ve pençgah için yazılanları örnek olarak buraya
almakta yarar görüyoruz:
İptida rast ile bulundu nizam/ Ülfet-i evvel terkib-i
makam
Sâniyen oldu rehâvi hâvi/ Feyz-i tâir bî-kavli
râvi
Pençgâh ile edüp istinas/ Zevk-i bigâye bulur hiç
havas
Yalnız fihrist içinde adı geçen "araban ve
muhayyer-sünbüle" makamlarına ait beyitlere mecmua
içerisinde rastlanmamış ve bu makamlarda güfte kaydı
yapılmamıştır Bunun dışında zavil, neva-sünbüle,
nihavent, dügah, çargah, kûçek, nevruz, zemzeme, büzürk,
zirgüle, uzzal, zirefkend, geveşt, muhalif-ırak,
sultâni-ırak, rahatülervah makamlarına da fasl ayrılmış
olup güfte kaydı yapılmamıştır. Horasan makamı fihristte
yer almamaktadır, fakat mecmua içerisinde bu makam
başlığı altında kaydedilmiş besteler bulunmaktadır. Bu
durum, ilk bakışta horasan makamında bestelerin
kaydedildiği zannı vermektedir. Nitekim konu hakkında
yazılmış olan makalede de böyle aktarılmış, "mecmuada
horasan makamında beste kayıtlarından" söz edilmiştir.
Ancak bu güftelerin tamamı Hâfız Post ve Mustafa Ağa
mecmuasıyla karşılaştırıldığında hepsinin hüseyni
makamında olduğu anlaşılmaktadır. Bu da mecmuada horasan
makamında güfte kaydının yapılmadığını, horasan
makamından önce yer verilmiş olan hüseyni makamına
ayrılan boş sayfaların bitmiş olmasından dolayı,
devamında yer alan "horasan" başlıklı kısma "hüseyni"
makamındaki güftelerin kaydına devam edildiğini
göstermektedir.
Mecmuada, ilk bakışta yazara ait olmadığı düşüncesini veren
bazı güfte ilaveleri yapılmıştır. Tâlik yazı ile ama
farklı kalem kalınlığı kullanılmıştır. Fakat sonradan
yazılan bu güftelerdeki yazı stilinin, harf
kıvrımlarının ve birleştirmelerinin, önceki yazıyı
yazanla aynı kişinin elinden yazılmış olduğu
anlaşılmaktadır. Sonuç olarak yazılar arasındaki bu
farklılık, mecmua yazıldıktan bir süre sonra yazar
tarafından ilavelerin yapıldığını göstermektedir. Sadece
vr. 205b'de farklı bir yazı stiline rastlanmıştır. Bu
ilave 19. yy'ın rıkasına benzemektedir. Yazı
karakterinin farklılığı ve mecmuanın diğer yerlerinde
görülmeyen "eydan" kelimesinin kullanılmasından bu
bölümün bir başkası tarafından ilave edildiği açıkça
anlaşılmaktadır.
Mecmuadaki Formlar ve Usuller:
Mecmua içerisinde, 6 tanesi Kâr, 52 tanesi Nakş ve
diğerleri şarkı formunda olmak üzere toplam 638 tane
güfte kaydedilmiştir. Bunların
3 tanesi Aksak Fahte, 6 tanesi Aksak semai, 10 tanesi
Berefşan, 70 tanesi Çenber, 3 tanesi Darbeyn, 3 tanesi
Darb-ı Fetih, 7 tanesi Devrikebir, 114 tanesi
Devrirevân, 2 tanesi Düyek, 7 tanesi Evfer, 1 tanesi
Evsat, 2 tanesi Fahte, 2 tanesi Fer, 1 tanesi Frengifer,
3 tanesi Frenkçin, 25 tanesi Hafif, 3 tanesi Hâvî, 37
tanesi Muhammes, 9 tanesi Nim devir, 3 tanesi Nim sakil,
27 tanesi Remel, 10 tanesi Sakil, 249 tanesi Semai, 15
tanesi Sofyan, 3 tanesi Türkidarb, ve 6 tanesi Zencir
usûlünde bestelenmiş eserlerdir. Geriye kalan bestelerin
usûlleri belirtilmemiştir. Çoğunluk sırasına göre
düzenlenirse semai (249), devrirevan (114), çenber (70),
muhammes (27), remel (27), hafif (25),sofyan (15) olmak
üzere diğerleri sayıca 10'dan azdır. Güfte yazarının
eserinde büyük usullere daha fazla yer vermesi yine onun
müzik bilgisine işaret ettiği gibi, Mevlevi ayinlerinin
de çoğunlukla büyük usullerle bestelendiği düşünülürse,
yine yazarın gülşeni-mevlevi ilişkisinde sema
yaptırdığı, ayin yönettiği sonucu tahmin edilebilir.
Mecmuadaki Bestekârlar:
Mecmua içerisinde tespit edilen
bestekâr sayısı 73' tür. Bu bestekârların alfabetik
sırayla isimleri, mecmuada geçtiği şekil hemen
yanlarında olmak üzere, hayatı hakkında bilgi
bulunanların -Hayatı hakkında bilgi bulunanlar tezde
ayrı bir bölüm olarak ele alınmışlardır-
ölüm tarihleri ve mecmuada sahip oldukları beste
sayıları şöyledir:
Abdi Ağa (Mısrî Derviş Abdi, ö. 1695, 2 beste), Abdülbâki
Ağa (12 beste), Abdullah Çelebi (1 beste), Acemler (16.
yy, 22 beste), Âhenî (ö. 1700, 1 beste), Ahmed Efendi
Gonca (1 beste), Ali Çavuş (1 beste), A'mâ Halil Efendi
(1 beste), A'mâ İbrâhim (1 beste), Antâbî (ö. 1670, 1
beste), Asgar Kemâni (3 beste), Arâbî (3 beste),
Avvadoğlu (2 beste), Bâki Ağa (3 beste), Bekir Çavuş
(Bekir Ağa, Bekir Çavuş Ağa, ö. 1759, 46 beste),
Çorbacızâde (Şorbacızâde, ö. 1755, 8 beste), Çultutmaz
(4 beste), Dede El Maruf (1 beste), Derviş Ahmed Neyzen
(ö. 1726, 1 beste), Derviş Ali (ö. 1714, 5 beste),
Derviş Hüseyin A'mâ: (1 beste), Derviş Hüseyin Giriftzen
(ö. 1740, 2 beste), Derviş Mehmed Şamlı (2 beste),
Derviş Ömer Bağdâdî (Ömer Ağa, ö. 1655, 2 beste),
Diyarbekrî (ö. 1680, 4 beste), Dom Dom İmam (Tomtom
İmam, 2 beste), Esad Molla (ö. 1753, 4 beste), Fakir (ö.
1738, 6 beste), Hâce Abdülkâdir (Hâce, ö. 1435, 9
beste), Hâfız Kömür (ö. 1680, 3 beste), Hâfız Kumral
(Üsküdâri Hâfız, ö. 1621, 1 beste), Hâfız Post (ö. 1694,
38 beste), Hakkak Hacı Mehmed Ağa (Hakkak, Hakkak Hacı,
Hakkak Merhum, 11 beste), Hamamcıoğlu Salih Ağa (2
beste), Hasan Ağa (Enfî, Hulûs, ö. 1724, 46 beste),
Hasan Efendizâde (ö. 1713, 1 beste), Hindîler (16. yy, 1
beste), Hüseyin Ağa Ceman (2 beste), Itrî (ö. 1712, 41
beste), İmam Sagir (ö. 1675, 7 beste), İsmail Ağa
Bursevî (ö. 1724, 4 beste), İsmail Çavuş Ağa (İsmail
Çavuş, 48 beste), Kadri (7 beste), Kaftâni Memiş Ağa (5
beste), Kapudanzâde (ö. 1725, 2 beste), Karakız (Kara
Mehmed, ö. 1694, 2 beste), Kemâni Mehmed Ağa (Kemâni
Mehmed Çavuş, 14 beste), Kemâni Süleyman Ağa (1 beste),
Misk İbrâhim Ağa (2 beste), Musallî Çelebi ( Muslî
Çelebi Edirnevî, Muslî Efendi Edirnevî, ö. 1710, 4
beste), Mustafa Ağa Cameşûyan (1 beste), Müezzin İsmail
Ağa (İmam-ı Kebir Şehriyârî, Şehriyârî İsmail Çavuş, ö.
1724, 3 beste), Müezzinzâde( 1 beste), Naâti Damadı (2
beste), Na'li Ali Ağa (12 beste), Na'na Ahmed (ö. 1687,
2 beste), Nazim Çelebi (ö. 1727, 27 beste), Neşî Çelebi
(1 beste), Nihâvendî (8 beste), Osman Efendi Galatalı
(ö. 1680, 2 beste), Receb Çelebi (ö. 1701, 18 beste),
Rıfat Hâfız (ö. 1720, 22 beste), Selânikî Molla (1
beste), Serrac Hasan Çelebi (3 beste), Seyyid Nuh (ö.
1714, 11 beste), Sütçüzâde (ö. 1628, 2 beste), Şehlâ
Mustafa (1 beste), Şeştâri Murat Ağa (ö. 1673, 2 beste),
Tanbûri Mustafa Çavuş (Kadızâde, ö. 1745, 1 beste),
Teberdâr Abdullah (3 beste), Tosunzâde (Müezzin
Abdullah, Müezzin Çelebi, ö. 1715, 15 beste), Üsküdâri
Molla Mehmed (Molla, Molla Efendi, Molla Çelebi, ö.
1680, 22 beste), Yusuf Çelebi (Tiznam, ö. 1728, 7
beste).
Bu duruma göre mecmuada en çok eseri bulunan bestekârlar
Bekir Çavuş, Hâfız Post, Hasan Ağa (Enfî, Hulûs), Itrî
ve İsmail Çavuş' tur. Bu bestekârlardan biri olan Hâfız
Post'un kendisinin kaleme aldığı bir güfte mecmuası da
bulunmaktadır.
Hasan Gülşenî Güfte Mecmuası ile İlk Türkçe düzenli
güfte mecmuası olarak tanımlanan
Hâfız Post mecmuası'nın Yard.
Doç. Nilgün Doğrusöz tarafından yapılan çalışmasıyla
karşılaştırması yapıldığında, Hasan Gülşen'i
mecmuasında (yazımı 1734) kayıtlı bulunan Hâfız Post'un
(ö. 1694) 38 bestesinden 16 tanesinin kendi kaleme
aldığı güfte mecmuasında kayıtlı olmadığı görülmektedir.
Bu durum Hafız Post'un mecmuasında olmayan bestelerinin
var olduğunu, Hafız Post mecmuasına her bestesini
kaydetmediğini göstermekte, ele alınan güfte mecmuasının
önemine de işaret etmektedir. Mecmuada bulunan
güftelerin tam bir listesi repertuar açısından önemli
olduğu için tezde ayrıca alfabetik olarak
listelenmiştir.
Mecmua içinde tespit edilen ve Edebiyat tarihi için büyük
kıymet ifade eden güftekâr sayısı ise 110'dur ve alfabe
sırasıyla mahlasları şöyledir:
Âbî, Abdî, Adlî, Alî, Arif, Arzî, Asım, Aşkî, Atâyî, Azmi,
Bâkî, Bahâyî, Berber Osman, Cazîm, Cevrî, Cündî Efendi,
Dürrî, Edib, Emîrî, Enverî, Esad Molla, Faiz, Faizî,
Fasîhî, Fennî, Fevrî, Feyzî, Fuzûlî, Hâdıkî, Hâkânî,
Hâletî, Hâlisî, Hamdi, Hâyî, Hıfzî, Hüseyin Baykara,
Hüseyin Bey, Itrî, İbrahim Paşa merhum, Kâmî, Kelim,
Kemalpaşazâde, Kırımî, Lütfi, Madih, Mahfî, Mahir,
Mahdûm, Mahdûmî, Mezâkî, Mihrî, Nâbî, Nahîfî, Naîlî,
Nasîbî Edirnevî, Na'tî, Nazim, Nazmi, Nedim, Nermî,
Nesîmî, Nev'i, Neylî, Nuri, Nüzhet, Re'fet, Rahîmî,
Rahmî, Rasim, Raşid, Refiî, Refî Ahmed Efendi, Resim,
Resim Bursevî, Rıf'at, Rıf'at Hâfız, Rıf'atî, Rızâyî,
Riyâzî, Rûhî, Rüşdi, Sa'di, Sâid, Sâlim, Sâmi, Sırrî,
Subhizâde, Şakir, Şehid Ali Paşa, Şehrî, Şerif, Şermî,
Tahir, Tair, Tâlib, Tıflî, Ulvî, Va'dî, Vahid, Vecdi,
Vecîhî, Vehbî, Verdî, Veysî, Yahya, Yemînî, Yirmisekiz
Efendi, Yümnî, Zahir, Zâti.
SONUÇ:
Özelde 18. yy repertuarını aydınlatan fakat 15 yy' a kadar
eskiye uzanıp, o dönem bestekârlarının eserlerini de
içine alan, Hasan Sezâyî Gülşenî' nin kaleme aldığı bu
mecmua ve müzik risâlesi verdiği bilgileri, taşıdığı
özellikleri ve içerdiği repertuarı nedeniyle Türk müziği
tarihi kaynaklarından biridir. Güfte mecmualarının
önemini göstermesi açısından bir örnektir. Mecmuada
kayıtlı bulunan güftelerin tam metni İTÜ Sosyal Bilimler
Enstitüsü'nde yüksek lisans tezi
olarak yapılan çalışmada orjinal sırası ile verilmiştir.
Bu yazıda incelediğimiz mecmuadan çıkan sonuçlar yukarda
aktarılan bilgilerle özetlenmiştir. Hasan Gülşenî güfte
mecmuasında kayıtlı bulunan güftelerden hangilerinin
notasıyla günümüze gelmiş olduğunu tespit etmek amacıyla
TRT arşivinde bir tarama yapılmış, bu güftelerden sadece
19 tanesinin notasının günümüze ulaştığı ortaya
çıkmıştır. Geriye kalan 619 beste ise zaman içinde
unutulup gitmiştir. Günümüze notası gelenler, en eskiden
en yeniye olmak üzere kronolojik olarak aşağıda
sıralanmış olup, mecmuanın içerdiği XV-XVIII.
Yüzyıllardan günümüze gelen notalar şunlardır:
Nümûne ist begûş-i sipihr halka-i hûr cânım/ Zi tavkı halka
begüşan kutbi din hayder cânım/ Rast, Amel, Kâr-ı
Haydarnâğme, Düyek, Hâce Abdülkâdir (ö. 1435)
Mâh-ı men der mekteb-i men der serrah-ı muntazır/
Rast, Nakş, Semai, Acemler (16. yy)
Biz âlûde-i sâgar-ı bâdeyüz/ Onun içün leb-i yâre
dildâdeyüz/ Rehâvi, Semai, Hafız Post (ö. 1694)
Etmezem ikrar-ı aşkın saklarım cânım gibi/ Çâk ederse
sînemi âdâ giribânım gibi/ Rast, Semai, Itrî (ö.
1712)
Gel ey nesimi sabâ hat-ı yardan ne haber/ Gelir mi kafile-i
mişk-bârdan ne haber/ Isfahan, Zencir, Itrî (ö. 1712)
Gülbün-i iyş mî-demed sâki-i gül'izârı ko/ Bâd-ı bahâr-ı
mîvezed bâde-i hoşgüvârı ko/ Nevâ, Kâr, Amel, Nim sakil,
Itrî (ö. 1712)
Hem sohbet-i dildâr ile mesrûr idik evvel/ Bir bahtı
müsâ'id deyû meşhur idik evvel/ Pençgâh, Fer,
Itrî (ö. 1712)
Tûti mûcize-i gûyem ne desem laf değil/ Çerh ile söyleşemem
âyinesi saf değil/ Segâh, Yürük Semai, Itrî
(ö. 1712)
Meyl etti gönül bir meh-i hurşîd-i tarrâze/ Şimdengerü
minnetimi çeker sûz-i gedâze/ Babatâhir, Remel,
Seyyid Nuh (ö. 1714),
Yakdı o lale ruh beni hüsnü çırağane/ Pervâne veş acemi
düşersem ayağına/ Mahur, Semai, Rıfat Hâfız (ö.
1720)
Bir şeh ki tâ hubdârân olmakda hakrâhî/ Ben gibi bir gadahe
müşkil ânın nigâhı/ Acem, Nakş, Aksak Fahte, Hulûsi
Hasan Ağa (ö. 1724)
Hasret hamyazı rîz etmiş hilal kaşına/ Ol meh nâ mihribânım
girmiş ondört yaşına/ Bûselik-Aşiran, Muhammes,
Hulûsi Hasan ağa (ö. 1724)
Murg-ı cânı edeyim âteş-i gamda püryân/ Bezm-i aşkında
ânınla mezelensin yaran/ Irak, Muhammes, Hulûsi Hasan
Ağa (ö. 1724)
Değil câm-ı mey açıldı gül-i bâğ-ı tarâb şimdi/ Nola gelsen
açılsak biz dahi ey gonca-i leb şimdi/ Bayâti,
Nim devir, Nazîm Efendi (ö. 1727)
Sad devletle niyyet-i teşrif-i o dem etti/ Ben rûze kişi
hicr-i güle hüznü gam etti/ Nühüft, Semai, Bekir Çavuş
(ö. 1759)
Zannetme benim gibi sana bende bulursun/ Ama hakikat arasan
bende bulursun/ Rehâvi, Remel, Bekir Çavuş (ö.
1759)
Durmaz işler tâ cigerden hançerinin yâresi/ Böyle zalim
olmasın hiç kimsenin çehâresi/ Rast, Devrirevân,
Dede el mâruf (muhtemelen Ali Dede Şirugâni ö. 1714)
Bir safâ kesb eyle kim peymâneler reşk eylesin/ Neşve-i
serşârına meyhâneler reşk eylesin/ Mahur, Çenber,
Naâti damadı Ahmed Efendi (XVII. Yy. sonları-XVIII. Yy.
başları)
Dağıtma ey sabâ giysû-yi yâri/ Perîşân eyleme ben dil-fikârı/
Sabâ, Amel, Kâr-ı Nâtık, Sade Düyek, Tımışvâri Hasan
Efendi
(XVII. Yy. sonları-XVIII. Yy. başları)
|