|
Harry
Potter veya Müziğin Anka Kuşu
Birkaç
yıldır gençlerin merakla okuduğu bir Harry Potter dizisi
var. Dizinin ikinci kitabı olan Harry Potter Ve Sırlar
Odası'nın kapağında bir anka kuşu resmi vardır.
|
Bu
kuş romanda da
anlatıldığı gibi Harry'yi zor anlarından birinde kurtarır, yaralanmış
olan Harry'yi gözyaşlarıyla iyileştirir. Harry'nin bu anka kuşuyla ilk
karşılaşması büyü okulunun müdürü Profesör Dumbledore'nin odasında
olur. Harry, Dumbledore'un odasına girdiği zaman "kapının arkasındaki
altın tünekte, yarısı yolunmuş bir hindiye benzeyen, tiridi çıkış bir
kuş duruyordu". Kuş hasta görünüyordu, kuş birden alev aldı ve yanmağa
başladı. Ateş topu halini alan kuş bir saniye sonra yerde dumanları
tüten bir kül yığını olmuştu. Şaşkınlıkla bakan Harry'e Dumbledore "Fawkes, bir anka kuşudur, Harry. Ankalar ölme vakti gelince
alev alırlar, sonra da küllerinden yeniden doğarlar. Gözünü üstünden
ayırma" der. |

Resim 1. Harry Potter ve Sırlar Odası Kitabının
Orjinalinin Kapağı
|
Harry hızla geri dönünce minicik, buruş buruş, yeni
doğmuş çirkin bir kuşun kafasını küllerden uzattığını
görür. Dumbledore masasının arkasından: "Onu bir Yanma
Günü'nde görmen ne yazık,
Genellikle çok yakışıklıdır. Harikulâde kırmızı ve altın rengi tüyleri
vardır. Çok ağır yükler taşıyabilirler, gözyaşlarının iyileştirici gücü
vardır" der.erçekten
de Harry, romanın sonunda Tom Riddle ile olan
mücadelesinde yaralanır, gelen Fawkes adındaki bu anka
kuşunun yardımıyla kurtulur ve onun gözyaşlarıyla
iyileşir.
|

Resim 2. Anka kuşu -
(Falname'den)
|
Bu
olay bana Türk Müzik Mitolojisinde yer alan müziğin icadı hakkındaki
hikayelerden birini hatırlattı. Bu mitolojik hikayeye göre Hindistan'da
dev bir anka kuşu varmış. Bu kuşun adına "Kaknüs"
derlermiş. Ormanın derinliklerinde yaşarmış. Gagasında yüz delik
bulunurmuş. Hiç eşi yokmuş. Bir eş bulmak ümidiyle tatlı tatlı ötermiş.
Gagasındaki bu deliklerden çıkardığı ötüşlerin/ nağmelerin etkisine
gelen diğer küçük kuşları yiyerek beslenirmiş. Çok uzun yıllar yaşar,
öleceği zaman ötmesi çoğalır, sonra birden alev alır ve kül olurmuş.
Küllerden yeni bir yavru kaknüs kuşu doğarmış. Bu kuşu merak eden bir
filozof, uzun arayışlar sonunda onu bir ormanda bulmuş ve günlerce onu
izleyip nağmelerini dinleyerek müziği icat etmiş.
|
Bu hikayenin anlatıldığı zaman dilimi Selçuklulara kadar
uzanır. O dönemin ünlü mistik şairlerinden Feridüddin
Attar'ın eserinde bu hikayeyi bulabiliriz.
XV. yüzyıl Türk Müziği teorilerinden
Ruhperver'de
de bu kaknüsten bahsedildiğini daha önce yazdığım
makalede işlemiştim.
Mitolojilerde anka kuşu motifi farklı adlarla yer
almaktadır. Türk Mitolojisinde Karakuş,
İran mitolojisinde Simurg, Mısır
Mitolojisinde Foniks (Phoenix), Hint
Mitolojisinde Garuda veya
Grifon diye anılır. Türklerde Anka
yani Karakuş Kartalbaşı ile
simgelendirilmiştir.
Selçuklularda görülen kartalbaşı süslemelerinin anlamı
da budur. Romanın yazarı Rowling'in bu hikayeyi veya
buna benzer Doğu Mitolojisine ait hikayeleri iyi biliyor
olması gerek.
Müzik
Mitolojileri
Müzik
hakkında mitololojiler hem Doğu kültüründe hem de Batı kültüründe
vardır. Batı kültürünün en eski mitolojilerini oluşturan Germen, Kelt
ve Yunan destanlarında müziğin de yer aldığını görüyoruz. Bazı
mitolojik hikayeler Doğu ile Batı kültürlerinin birbirinden nasıl
etkilendiğini göstermesi açısından önem taşır.
Müziğin
bulunuşu ile ilgili doğu müzik kitaplarında yaygın olarak
bulunan hikayelerden biri de Pisagor'un müziği icat edişi
mitolojisidir. Türk müzik teori kaynaklarından biri olan Hasan
Gülşenî'nin eserinde Pisagor'un müziği icad edişi mitolojisi şöyle
anlatılır: "Safiyyûddîn Abdülmü'min rahmetullah te'lif eylediği Kitāb-ı
Edvâr'da öyle rivāyet vuhuş-ı dirayet eder ki, bu ilm-i musikînin
ibtida mucidi Fisagores'dir. İlm-i hikmette Hz. Süleyman
Aleyhisselâm'ın telamizelerinden olub bi-emrillah teala âlem-i misâlde
üç gece alet-tevari bir şahs-ı nurani zahir olub hitab eder ki 'Ya Fisagores, kum ve'zheb ila sahili'l- bahr ve hassi'l-
ilmen gariba' yani 'ey Fisagores kalk azimet eyle
kenar-ı bahre ki bir ilm-i garib vardır hasıl edib ve te'lif eyleyesin'
dedi. Pes üç sabah ale't-tevari ol bahr kenarına vardı. Bir kimse
bulmadı, illa anı gördü ki bir bölük demirciler usul-ı tenasüb üzere
çekiç ururlar. Bunların durub-ı tenasübünden tefekkürat-ı kesire hasıl
edib pes evine avdet eyledi. Bi-avnillah teala ol gece sabaha dek bu
ilmin kavaid-i usulunu te'lif edib andan sonra kuvvet-i riyāzet ile bir
mertebeye erdi ki daima halet-i zevkden ve lisan-ı mucize beyanından bu
kelam encüm sadır olurdu ki 'İnni semi'tü şehiyyeten min
harekatil-eflak' yani 'Ben harekat-ı eflakten leziz ve
latif nagmeler işidirim' eda-yı kamilesiyle hukema bu
ilm-i şerife
rağbet edib ihtiraat-ı kesire ve nagamat-ı latife elhan ettiler.".
Yukarda
kısaca anlatılmak istenen şudur: Anlatılanlara göre Hz.
Süleyman'ın öğrencilerinden sayılan Pisagor üç gece rüyasında bir
nurani kişinin "Falan deniz kenarına git, orada bir bilim
bulacaksın" demiş, Pisagor gidip orada hiçbir şey bulamayıp geri
dönerken orada bulunan demircilerin çıkardıkları seslerden müziği icat
etmiştir. Pisagor ruhunu terbiye için uyguladığı riyazet metoduyla
gezegenlerin bulunduğu semaya kadar çıkar ve feleklerin hareketinden
çıkan müziği dinlermiş. Türk müziği eserlerinde rastlanan şahısların
ilginç mitolojik hikayeleri Akademik Araştırmalar Dergisi'nde
yayınlanan yazıda daha ayrıntılı olarak işlenmiştir.
Doğrusu
Doğu müzik mitolojisinde sıkça yer alan bu hikayenin esin
kaynağı neydi? Bunu tespit bir hayli zor gibi görünüyor. Nitekim Yunan
mitolojisinden felsefeye kadar uzun bir tarih yolculuğu yapmak
gereklidir. Ancak uzun araştırmalardan sonra Yunan mitolojisinde
müziğin başlangıcı tanrılara ve özellikle de "Muse"ler / "Mousa"lar denilen
mitolojik perilere kadar uzanmakta olduğu
görülür. Oradan Aristo, Platon, Pisagor gibi filozofların eserlerine
geçip bilimdeki yerini almıştır.
Yunan
Mitolojisinde Müzik
Aslında
Yunan Mitolojisinde
tanrılar ve
insanlar eğlenmekten hiçbir zaman geri kalmazlarmış. Apollon güzel lir
çalmasıyla ünlüdür. Bu nedenle hem hekimliğin hem müziğin tanrısıdır.
Apollon insanlara lir çalarak neşe verirdi. Zeus'un oğlu Orphee lir
çalan ünlü bir müzisyendi. Karısı yılan sokmasıyla ölünce cehenneme
gitmiş orada çaldığı lirle kanatlı ve yılan saçlı periler olan
Erinyelerle birlikte cehennemin üç kapıcısı, üç başlı canavar köpek
Cerbere'yi bile hareketsiz bırakmıştı.-
Bunun için Zeus ile Mnemosyne'nin dokuz kızı olarak anılan Museler
/ Mousalar,
bazen insanla tanrı arası belirli bir şekle sahip
olmayan periler
veya ilāheler
olarak tanımlanırlar. Sayıları mitolojilerde önce bir iken, daha sonra
üç ve daha da sonra dokuz olduğu kabul edilmiştir. Ancak peri veya
ilāhe olarak her iki tanımlamada da "Muse"ler güzel sanatları kendilerinde barındıran özellikleri ile tanrıları ve
insanları eğlendirir, şiir, destan ve methiyeleriyle
onlara cesaret ve ilham verirler. Bu nedenle "Muse"ler
bazen ilham perileri, bazen de güzel sanatların
ilāheleri olarak tanımlanırlar. Dokuz "Muse"den biri
olan Euterpe'nin müzik ilham verme veya müzik icrā etme,
Kalliope'nin destansı şiir söyleme, Terpsikhore'nin
hafif dans ve şiir söyleme özellikleri vardır. Diğerleri
güzel konuşma (hitābet), geçmişi güzel bir şekilde
hatırlatarak övme veya cesaret veren şarkılar ve şiirler
söyleme (destan veya övgü) özelliklerine sahiptir. Ancak
bütün "Muse"lerin başı Apollon'dur. Çünkü Apollon
müziğin, sanatların ve şiirin tanrıçasıdır,
müzik aletlerini özellikle de liri iyi çalarmış. Müziği
ilham eden Euterpe de iyi flüt çalarmış ve eski Yunan
vazolarında çifte flütle temsil edilir.
Aslında mitolojilerde "Muse"lerin kimin kızları
oldukları, sayıları bir hayli karışıktır. "Muse"ler
tanrıların eğlencelerinde mutlaka müzik çalma,
eğlendirme ve şarkı söyleme özellikleriyle bulunurlar.
İşte Yunan Destanlarındaki bu "Muse"lerin güzel sanatlardaki
özellikleri filozofları da etkilemiştir.
Yunan filozofları anlatılarını ve fikirlerini bu
destansılardan yararlanarak aktarmışlardır. MÖ 585-500
yıllarında yaşadığı düşünülen filozof Pisagor
umutsuzluğa düşen veya çabuk öfkelenen hastaları belirli
melodilerle tedavi etmeğe çalışırmış. Hipokrates'in bazı
hastaları ilahilerle tapınağa götürerek iyileştirmeğe
çalıştığı anlatılır.-
Pisagor / Pythaghoras'ın fikirlerini aktaran öğrencileri
tarafından kaleme alınan Magna Graecia'da yeniden ele
aldıkları "Muse"ler kültünde onların yeni özellikler
kazandıkları görülmektedir. Filozoflar "Muse"lerin eski
özelliklerine geçmişi anımsatma, gök çevrelerinin
uyuşumunu sağlayan müziğin ilahelerine astronomi ve
matematik bilgisi verdiklerini de eklediler.
Yukarda cevabını aradığımız Pisagor'un müziği icādı hikayesinin kaynağı
da işte bu Pisagor'dan öğrencilerinin anlattıkları olmalıdır. Diğer
taraftan yine Türk Müziği kaynaklarında müzik/ musiki kelimesinin aslı
anlatılırken bu "Muse" kelimesi ile ilişki kurulur,
Yunancada "Muse/ Musi" etkili söz, şiir; "ki" ölçü
anlamına gelmekte ve iki kelime Arapça'ya birleşerek Musıki şeklinde
girdiği anlatılmaktadır. Çünkü Arapça'da bunun karşılığı "Lahn"
veya "Gına"dır.
Apollon'un
iyi müzik çaldığını anlatan iki efsane vardır. Her ikisi de
Anadolu'da şu ünlü Kral Midas'ın huzurunda meydana gelmiştir. Bu
mitolojiye göre Athena bir gün bir kaval bulmuş ve onu öttürerek
eğleniyormuş. Ancak onu kaval çalarken görenler yüzünün aldığı şekille
alay edip onu kızdırmışlar. Buna kızan Athena elindeki kavalı atarken "Seni kim bulursa başına belā gelsin" demiş. Babası iyi
bir müzisyen olan ve iyi bir müzik kulağına sahip Marsyas bu kavalı her
nasılsa bulmuş. Sesi hoşuna gitmiş ve onu yanında alıkoymuş. Onu sık
sık çalıyormuş. Güzel kaval çalmadaki ünü iyice yayılmış. Bir gün güzel
sanatların ve müziğin tanrısı Apollon onun ününü duyunca merak etmiş.
Onu yarışa davet etmiş. Şāhit olarak da Midas'ı seçmiş. Apollon liri
ile, Marsyas kavalı ile müzik yarışı yapmışlar. Marsyas, Apollon'u
geçmiş. Midas, Marsyas'ın Apollon'u geçtiğini söyleyince, Apollon sinirlenip "Eşek kulaklı müzikten ne anlar"
diyerek Midas'ın kulaklarını eşek kulağına çevirmiş,
Marsyas'ı ise bir ağaca bağlayıp derisini yüzerek
öldürmüş.
Bir diğer anektotda Apollon, iyi flüt çalan keçi ayaklı
Pan adlı bir başkası ile Midas'ın önünde müzik
yarışmasına katılır.
Olayın sonu yukardaki gibi biter. Hüseyin Üreten
tarafından "İlk Müzik Yarışması" olarak nitelenen
bu anlatımın farklı varyantları vardır. Eski Yunan filozoflarından
Sokrates'in öğrencisi Platon (Eflātun) da müziğin kişiye hoşgörü ve
rahatlık verdiğini belirtirken, öğrencilerinden Aristotales (MÖ.
384-322), müziğin insan ruhu üzerindeki etkilerinden bahsetmiştir.
Buraya kadar kabul edilebilir ancak Yunan şāiri Homeros'un (MÖ IX. yy.)
"Odyssiea" adlı yapıtında müziğin kanamalara iyi geldiğini iddia
etmesi mitolojiyle karışık bir inançtan kaynaklanıyor
olmalıdır.-
Odyssiea'da Ulis adlı kişinin
yabani dev domuzun saldırısıyla bacağından yaralanır ve
Otolikos'un iki oğlu bacağını sarıp kanamayı şarkılar
söyleyerek durdururlar.
Eski Yunan'ın Athennaops adlı hekimi hasta bölgenin üzerinde çalgıyı
çalarak ağrıyı geçirirmiş.
eltler
ve Germenler'in Mitolojilerinde Müzik
Avrupa'nın
eski topluluklarından Keltler ve Germenler'in
mitolojilerinde müzisyenler genellikle tanrılar veya periler tarafından
korunan, büyülü ve esrarlı kişilerdi. İrlandada yaşayan Keltler'in
Okyanus tanrısı Llyr (Lir) iki oğul sahibi idi. Bunlardan biri
Bran adlı dev bir kahramandı. Bran aynı zamanda
müzikseverdi ve müzisyenleri korurdu. Onun için şiir ve
müzikle uğraşanlar büyülü bir güce sahiptiler. Bran
sihirli bir kazanı olan seyyahtı ve cehennemin
kıralıydı.
Yine Keltler'in inandıkları Angus tanrısı bir müzik
aleti çalardı. Çalgısının sesini işiten onun büyüsüne
kapılır, onu takip ederdi.
Finlilerin mitolojilerinde yarı insan yarı tanrı bir milli kahramanları
vardır. Vainamoinen adlı bu kahramanın olayları "Kalavala" diye
adlandırılan bir epik şiirde anlatılır. Bu kahraman
şarkılarıyla doğa kuvvetlerine egemen olur ve
düşmanlarını mağlup eder. Hâttā bir savaşta ağır
yaralanırsa da eski bir skandinav şarkısıyla kendisini,
yaralarını iyileştirir.
Almanya'da yaşayan Germenler'in mitolojilerinde "Wodan-Odin"
adlı tanrı şiir ve savaş tanrısıydı. Şairlerin
koruyucusu ve ilham kaynağı idi.
Germenler'in bir diğer şāirler tanrısı Bragi Bran kadar
eski bir inanış değildir. Bragi inanışı IX. Yüzyılda
ortaya çıkmıştır.
Germenler'de özellikle müzik tanrısı yoktur, ancak zaten şiir, şair ve
müzik anlayışı ortaktı. Müzik sihirli ve büyülü olacaksa bunu ya
tanrılar veya su perileri olan, ormanlarda ve su kıyılarında yaşayan
Elfler yapardı. Geleceği bilen Elfler mehtaplı gecelerde şarkı söyleyip
dans ederlerdi. Müzik söyleyip dans eden Elf Kızlarını
gören erkekler büyülenir ve ölürdü.
rta
Doğu Mitolojilerinde Müzik
Ortadoğu Medeniyeti'nden Sümer Mitolojisinde Ea-Oannes
(su evi anlamındadır) tanrısı su kenarında yaşar,
insanlara güzel sanatları, şiir ve güzel konuşmanın
temeli olan edebiyat, müzik ve tarım öğretirmiş.
Sümer tabletlerini inceleyen Kramer, Sümer inanışında tanrıların
katında bulunan adālet, barış, güç, yaratıcılık gibi özellikler yanında
lilis, ub, mesi, ala denilen dört müzik çalgısının bulunduğunu, müzik
ve sanatında tanrı katında var olanlar arasında olduğunu listelemiştir.
İran Mitolojisi'nde müziğin icadı ve büyük ustası eski
krallardan Cemşid'in hānendesi Barbed'dir. Kendi adıyla
anılan, Barbed denilen udu veya bir telli çalgıyı icād
eden de odur. Bu tema / mazmun Türk Müziği güftelerinde
işlenen bir konudur.
Mısır Medeniyetinde Osiris, bir tabiat tanrısı iken her
türlü şiddete karşı imiş. Bütün ülkeleri şarkı
söyleyerek ve müzik konserleriyle zaptetmiştir. Ülkeleri
iyilikle idāre etmiştir.
Bu yönüyle ünlü Davut Peygamberi hatırlatmaktadır. Davut Peygamber de
söylediği "Mizmarlarla", ilāhilerle insanların gönüllerini
fetheder, hastalıklarını iyi edermiş. Osiris'i kıskanan
kardeşi Set, onu tuzağa düşürüp öldürmüş, o da Ölüler
Tanrısı olmuş.
Mısır Mitolojisinin Gök Tanrısı Hator, kadınların
koruyucusu olduğu gibi neşe, aşk, dans ve müziği ilham
ederdi. Müzisyenleri korurdu.
Yunan mitolojisindeki dokuz "Muse" gibi, Mısır
Mitolojisinde de zamanla bu Hatorların sayısı dokuza
çıkmıştır. Mısır Mitolojisinde neşe, aşk, dans ve müziğe
ek olarak Hatorlar çocukların geleceklerinden haber
verirlerdi.
Mısır Medeniyetinde M.Ö. 2560'a doğru hayatta olduğu bilinen ilk
müzisyen Kufu Ank bir flütçü idi. Kralın müzisyenbaşıydı.
Mitolojik inançlarda şarkılar çoğunlukla ölüm ötesi
temalar işlenmiştir. Sistr, takırtılı tahtalar, klarnet,
çenk, flüt gibi çalgılara daha sonra yabancı müziğin
etkisiyle dümbelek, lir, obua, lavta gibi çalgılar
katılmıştır.
Eski Mısır'a ait bir papirüste "vebayı getiren rüzgara
karşı" bir "kantik/ ilahi-şarkı" kaydedilmiştir. Yine IX.
Yüzyıla ait tıbbî konulardan bahseden bir kopt
papirüsünde bir deri hastalığını tedavi için Cebrail,
Rafael ve Oriel'e karşı okunacak bir şarkıdan
sözedilmektedir.
Bir papirüste yazdığına göre eski Mısır'ı yöneten beşinci hanedanın
kraliçesi gebeliği süresince çok hastalanır, gebeye yardım ve tedavi
etmek için beş dişi tanrı beş müzisyen kız kılığında gelip şarkılarıyla
kraliçeyi tedavi ederler.
in
Mitolojisinde Müzik
Çinlilerin
Mitolojisinde müzikle ilgili bilgiler tarih anlatılarıyla
karışıktır ve aktarılan bilgiler MÖ III. Bin yıla kadar uzanır. Eski
Çin'de gür ses veren ve "Lo" denilen bir gongun cinleri
kaçırdığına inanılır ve iyi olması için hastanın yanında
bu gong çalınırdı.
Mitolojide müziği icād eden Fuhsi (M.Ö. 2935) aynı
zamanda Çin Müziğinde bulunan beş kanun çalgısından ilkini icād
etmiştir. Efsanevi kraliçe Niu-gua bambu borulardan Çıng denilen ağız orgunu icat etmiştir. İmparator Şûn
(M.Ö. 2255) Müzik Felsefesini kurmuş,
müzikteki herşeyin bir anlamı olduğunu söyleyerek ahlâk esaslarına
dayandırmıştır. Pan flütünü (P'ey-hsiao) ve beş ipek telli sazı icād
etmiştir. Onun yaptığı "Da-Şao" adlı beste kendisinden sonra gelen Konfüçyüs'ü bile etkilemiştir.
Hsuang Ti, "Sarı İmparator" diye
bilinir ve 12 zilli konsol ile borulardan oluşan bir
müzik aleti icād etmiştir. Beş sesi ilk defa bu
imparator armonize etmiştir.
Bununla birlikte Konfüçyüs'ün düşünce sisteminde ilk ciddi yenilik
yapan M.Ö. 480-400 yıllarında yaşayan Mo Tzu'nun müzikle ilgili
çalışmaları çok önemsenmektedir.
Eski çağlardan beri bilinen Çin Müziğindeki beş nota,
Çou Sülâlesi (M.Ö. 206) zamanında yedi nota olmuştur.
Çin Filozofu Konfüçyüs belki de bu eski inançların etkisiyle müziğin
etkilerinden bahsetmek ihtiyacını hissetmişti. Ona
göre
"müzik
yapıldığı zaman kişiler arası ilişkiler düzelir, gözler parlak,
kulaklar keskin olur. Kanın hareketi ve dolanımı sakinleşir. Görenekler
değişir ve dünyada herşey bir düzen içinde olur. Müzik tonların
verimidir. Neşeli sesler ince ve yavaştır, ruha rahatlık verir. Sevinç
dolu sesler yüksek ve sonra dağılıcıdır. Öfkeli sesler korkunç ve
kabadır. Saygı taşıyan sesler doğru ve gösterişsizdir. Sevgi gösteren
sesler yumuşak ve ahenklidir. Ancak sesin bu altı özelliği doğal
değildir, dış etkenlerin aracılığı ile meydana gelen etkilerdir. Müzik
ahenkle süslenir, iyi ruhlara yönelir."
ürk
Mitolojisinde Müzik
Türkler'in
mitolojilerinde müzik az yer tutar. Daha çok kahramanlıkla
ilgili olduğu için Türkler'in en eski destanlarında müziğe pek
rastlanmaz. Bununla birlikte Uygur Türkleri'nin inanışlarında yer alan
Budist Mitolojide "Apsara"lar sularda ve bazı ağaçlarda yaşayan
su perileridir. Germenler'in Elfleri gibi müzik yapıp
şarkı söylerler.
Yine bu inanışa göre "Sarasvati", müzik
ve bilgelik tanrıçasıdır.
Doğu mitolojisinde görüldüğü gibi Türk-İslâm Mitolojisinde Venüs/
Zühre diğer adıyla Çoban Yıldızı'nın etkisi neşe,
eğlence ve sevgidir. Müzik gibi işlere yatkın bir etkisinden dolayı
Doğu Mitolojisinde çoğunlukla minyatürlerde "Çenk" çalgısı ile
birlikte çizilmiştir.
Bu anlayış Türk Müziği sözlerinde de görülür. Eski Türk Müziği
kitaplarında makamlarla yıldızlar, insanlar arasında bir etkileşmeden
söz eden aktarmaların da mitoloji ile yakından ilgisi vardır. Bununla
birlikte XV.yüzyıl eserlerinden Ruhperver'de müziğin icadıyla
Âdem Peygamber'in yaradılışı arasında bir ilgi kurulur.
Türkler'de müzik mitolojisi için Akademik Araştırmalar
Dergisi'ndeki yazı önemlidir.
Sonuç
Sonuçta
Harry Potter romanındaki bir mitolojik ögenin gerçekte Doğu
Mitolojisinde yer aldığı kaynaklarıyla ispat edilerek başlanan bu yazı,
bazı mitolojik hikâyelerde görüldüğü gibi Doğu ile Batı Müzik
Kültürlerinin arasında ortak noktaların var olduğuna işāret etmektedir.
Yazı Türk Müzik Literatüründe bugüne kadar ele alınmayan Müzik
Mitolojilerinin doğrudan veya dolaylı olarak Doğu ile Batının
birbirinden nasıl etkilendiğini göstermesi açısından önem taşımaktadır.
Müziğin icādı ile ilgili mitolojilere ilk defa bu yazıda dikkat
çekilmektedir.
|