GİRİŞ
Ortaçağ'da "Kadrivium" olarak anılan dört
temel bilim; Aritmetik, Geometri,
Astronomi ve Müzik idi. Bundan çok daha önceleri Pisagor (M.Ö.565),
birbirine
uyan sesler veren tel uzunlukları arasındaki basit sayılı bağlantıları
bulmuş
ve bu düzenlilikten öylesine etkilenmişti ki, müziksel uyumu sağlayan
sayıları
yıldızların uyumlu hareketlerini yöneten yasalar bağlamak yolunda hayal
kurmaya
başlamıştı. Türk Müziği'nde de eski zamanlarda, makam sayısını burç
sayısına, âvâze
Aslında gelişkin ülkelerde bile
düzeysiz pop egemendir. Çünkü her yerde satış başta gelir. Şu farkla ki
satış
yani "money" dedikleri tavanlara sıçrarken klasik müzik biraz olsun
gözetilir. Bizde
ise "soylu duygular" gerçeğinin akla getirilmesi pek görülmüş değildir.
Açık
konuşalım; bir ülkede her önüne gelene sanatçı denirse "sanatsal
norm"mu kalır?
[2]
Fazıl Say; nitelikli müzik
konusundaki duygularını dile getirirken aklında
reklâm müziklerine dair herhangi bir düşünce var mıdır bilmiyorum ancak
genel
anlamda ve kişisel tecrübelerime de dayanarak; "Reklâm
Müziği" ve "Reklâm
Müzikçiliği"nin ülkemizde çok ciddiye alınmadığını söyleyebilirim.
Örneğin;
Gani Müjde; "Bendeki Kulak Van Gogh'ta
Yok" isimli mizah kitabında, "Tolstoy 14
ciltlik Savaş ve Barış'ı yazmış yazmasına ama dünya, Rus playboy
Rasputin'i
daha çok tanıyor. Rasputin adına şarkılar yapıldı; Tolstoy adına
yapılmış bir
reklâm cıngılı bile yok (Bakınız: Ra Ra Rasputin–Boney M)"(MÜJDE, 2002: 1) şeklinde,
espri
ile karışık olarak reklâm cıngıllarının şarkılar karşısında
değersiz sayılışını ifāde etmektedir.
Don Campbell'in yazdığı,
Mozart
Etkisi
isimli kitapta detaylı şekilde ele
alındığı gibi; hangi müziğin hangi saatte dinlenmesi
gerektiğinden, hangi müziğin hangi
hastalığa iyi geldiğine ve benzeri pek çok ayrıntıyı göz önüne almak
gerekir.
Reklâmda temel amaç,
ürünün satışını arttırmak olduğuna göre bilinçli olarak
kullanılacak müzik, tüketiciyi, adetā "Fareli
Köyün Kavalcısı"nda olduğu gibi, ürüne yöneltecektir (teşbihte hatā
olmaz). Tıpkı güzel bir yemekte yağ, tuz vb. unsurların dengeli
kullanımının
yemeği daha lezîz kılışı gibi; reklâmda da bilinçli kullanılacak müzik,
reklâmı
daha verimli hale getirecektir. Bir şarkı içinde susulan zamanlar
olduğu gibi,
herhangi bir reklâmda da müziğin geri planda olması ya da olmaması
gereken
zamanlar vardır. Müzikte susulan zamanları vurgulamak amacıyla yapılan
en
ilginç çalışma John Cage'in 4' 33" (Dört
Dakika Otuz Üç Saniye) adlı
eseridir. (DOĞRUL, 1999: 29)
MP3 ve benzeri teknoloji
gelişimi sonucunda tüm dünyanın yerel müzikleri
dahi tüm insanlığın ortak repertuvarına dāhil olmaktadır. Bu durum,
reklâmcılar için anonim müzik parçalarını, telifsiz ya da düşük telifle
kullanabilme imkânı da yaratmaktadır.
Ülkemizde, reklâm
konusunda yazılmış ya da dilimize çevrilmiş eserlerde
reklâm ve müzik ilişkisinin vurgulanmayışı; konservatuvar ve eğitim
fakültelerine bağlı müzik bölümlerinde "Reklam
ve Müzik" başlıklı bir dersin olmayışı; tıpkı
canlı müzik yapılan eğlence
mekânlarındaki gibi; nitelikli
olanı hak
ettiği ücretle değil de az nitelikli
olanı düşük ücretle çalıştırma ve bunun sonucu olarak nitelikli olanı
da düşük
ücrete mahkûm etme (bizzāt yaşadığım için biliyorum…) anlayışının
yaygınlığı; sadece reklâm müziği değil uzun metrajlı film müziği
yapımında dahi
akademisyen yetiştirme gereğinin halen duyulmayışı gibi nedenler beni
böyle bir
çalışmaya yöneltti.
Bu çalışma ile hedeflenen,
Türkiye'de "Reklâm
Müziği" yapmanın (artık) "Akademik
bir çalışma" olarak kabul edilmesinin gerekliliğine dikkati çekmek
ve bu
konuda az da olsa bir katkıda bulunmaktır.
Mayıs 2004'te
yayımlanan "Bütün Dünya"(BÜTÜN DÜNYA, 2004: 74-75)
adlı dergide, Suyun dahi müzikten
etkilendiği anlatılmaktadır (bakınız: Resim 1 ve Resim
2). Kanımca, önümüzdeki süreçte, sadece Türkiye'de değil
tüm dünyada "Müzik"ten bilinçaltı şartlandırma boyutunda
çok daha fazla yararlanılacaktır. Örneğin; yakın
geçmişte ABD'de, okulda yeterli seviyede müzik eğitimi
verilerek ve herhangi bir enstrüman çalan öğrencilerin
özellikle matematik dersindeki başarılarının % 41
oranında arttığı ispatlanmıştır.(ERGİN, İstanbul, 2003)
"Bütünleşik Pazarlama" kavramının öne
çıkışıyla birlikte müzik unsurunun kullanılışı da, kanımca daha çok
önem
kazanmıştır.
Reklâmda müzik unsuru
dikkate
alınmaz ve planlı davranılmazsa (örneğin müzik seçimi, reklâm
finansörünün/finansörlerinin kişisel zevkine bırakılırsa) bu, tam
anlamıyla
kumar oynamak olacaktır. Çok iyi hazırlanmış bir reklâm, yanlış müzik
seçimiyle
işlevini yitirebilir; öte yandan vasat bir reklâm, iyi bir müzik
seçimiyle çok
daha verimli hale getirilebilir.
|

Resim 1.
Tatlı Söz ve
Müzik Suyu da Etkiliyor! Bütün Dünya Dergisi (
Mayıs 2004 )
|
Resim 2.
Bütün Dünya
Dergisi ( Mayıs
2004 )
|
REKLÂM
MÜZİĞİ NEDİR?
Adından da anlaşılacağı
üzere; "Reklâm
Müziği", herşeyden önce reklâma hizmet etmelidir. Reklâm dışında
çok
beğenilebilecek bir müzik reklâma yakıştırılmayabilir ya da reklâm
dışında hiç
beğenilmeyecek bir müzik reklâma çok yakıştırılabilir. Sonuçta, reklâm
ticārî bir amaç, yani kazanç amacı taşıdığına göre, reklâm için yapılan
müziğin de ilk hedefi ticārete katkı sağlamak olmalıdır.
"Reklâm Müziği"
kavramını
açıklarken; öncelikle "Reklâm"ı ve "Müzik"i
ayrı ayrı almak gerekir. Reklâm; "Etkili
İletişim Terimleri" isimli kaynakta(GÜZ , vdğr., 2002: 308) detaylı olarak ele
alınarak, dört ayrı bölüm halinde açıklanmaktadır. Birinci
bölümde kısa bir tarif yapılmakta ve "İnsanların
önerilen davranış biçimlerini kendiliklerinden benimsemelerini sağlamak
amacıyla desteklenmesi ve çoğu kez de yinelenen iletilerin kitle
iletişim
araçlarından satın alınan süre ya da yer aracılığıyla sunulması
etkinliği"
şeklinde ifade edilmektedir. Diğer üç bölümde ise; bu tarifin
açılımının yanı
sıra reklâm, tarihsel yönü ve halkla ilişkiler yöntemi oluşuyla da ele
alınmaktadır.
Yapılan açıklamaların
hepside akademik bir bütün olarak ele alındığında, Müzik
kısaca: "Müzikâl seslerden ve eslerden (susku) oluşan;
duygu ve akıl yoluyla
algılanabilen; evrensel bir dil, bilim ve sanat" şeklinde tārif
edilebilir. Bu tārifin çıkış noktası, Gökhan Şen'in "Nota Eğitimi"
adlı kitabı olup orada yer alan
tārifte, "Müzikâl"
ve "Es" kavramlarına yer
verilmemiştir.
Lisans düzeyinden Sanatta
Yeterlik düzeyine, konservatuvarda bulunduğum eğitim
ortamlarında; gerekse John Cage'in 1950lerin başında bestelediği "4dk. 33sn." isimli piyano eserinde² "es"in
önemi yeterince vurgulanmasına
karşın bugüne kadar okuduğum kaynaklarda yer alan müzik
tāriflerinde nedense "es" unsuruna değinilmediğini
bizzāt gözlemlemiş bulunmaktayım.
Bu eksikliği gidererek ve müzik kapsamındaki seslerin müzikâl sesler
olacağını
da hatırlatarak yeni bir tarif oluşturmayı tercih etmekteyim:
Başlangıçta yapılan
tārifi
dört ana bölüme ayırabiliriz:
- Müzikte sesler
kadar "es"ler de önemlidir.
- Müzikte
duygular kadar aklın da yeri
ve rolü vardır.
- Müzik
evrenseldir.
- Müzik aynı
anda hem bir dil, hem bir
sanat ve hem de bir bilimdir.
Kısa
açıklamalarımızın ardından; Etkili İletişim Terimleri isimli kaynakta
yer alan "Reklâm Müziği" maddesini de
ele alalım ve konuyu bütünleşik biçimde değerlendirmeye devam edelim:
Reklâm
Müziği[3]:
1. Şarkı
biçiminde düzenlenmiş radyo
ya da televizyon reklâmı.
2. Reklâm
iletisinin anımsanırlığını
arttırmak ereğiyle iletiye eklenen müzik.
Bu
tārifin ikinci maddesini kabul
etmekle birlikte; birinci maddesine
dāir bazı tereddütleri gidermek gerekir. "Şarkı biçiminde
düzenlenmiş" ifādesi kabûl edilse bile, "Radyo ya da
Televizyon Reklâmı"
ifādesi yetersizdir. Örneğin; günümüzde çok yaygın olarak kullanılan
mağaza ve benzeri açılışlarında ve ayrıca siyāsî parti reklâmlarında
kullanılan müziklere bu tārif içinde bir yer bulamayız. Ayrıca "şarkı biçiminde düzenlenmiş"
ifādesi de sanki müzik, reklâmın önündeymiş, daha öncelikliymiş gibi
bir
duygu uyandırmaktadır. Oysa çok iyi bilmekteyiz ki "müzik" reklâm için
bir
araçtır ve öyle de olması gerekir.
Her
alanda olduğu gibi reklâm müziği alanında da istisnalar olsa da (yani
bazen
müzik ya da müzikçiler reklâmın önüne geçse de), bu durumu reklâm
müziğinin olağan
bir durumu gibi sunmak bizi yanılgıya düşürebilir ve özellikle reklâm
müziği
alanında çalışmaya yeni başlayan gençleri yanlış yönlendirebilir.
İstisnālara güncel bir örnek verecek olursak; Shubuo
reklâmını ve bu reklâma ilişkin güncel istatistikleri düşünebiliriz.
Bu reklâm; Erol Büyükburç için gerçek bir yeniden doğuş olmuş, Erol
Büyükburç
ve müzik bu reklâmda oldukça fazla öne çıkmış ancak ürünü olumsuz
etkilememiş,
tam tersine beklenenin üzerinde başarı sağlayabilmiştir. Ancak az önce
de
ifāde edildiği gibi bu bir istisnādır ve genelleme yapılması çok
doğru olmaz. İşitsel anlamda "Cola-Turka" reklâmında Kubat'ın
şarkıcılık
performansını da bir başka örnek olarak ele alabiliriz. Bu tip örnekler
dünyada
da yer almaktadır. Hâttā bazen az duyulmuş bir şarkı, reklâm sayesinde
dünya çapında meşhur olabilmektedir (Örneğin; "Lambada").
Ülkemizden
güncel iki örnek olarak; uzun süredir Turkcell aracılığıyla ve "Özgür Kız" imajıyla Türk Halkı'na
hitāb eden
Nil Karaibrahimgil'in besteci, yorumcu ve kişilik olarak ürün ile
bütünleşmesini ve OPET'in "Tarkan,
Türkiye Yollarında" kampanyasını da vurgulamamak haksızlık olur. "Etkili İletişim Terimleri" adlı kitapta
yer alan ilk tārife çok uygun bir örnek olarak "Özgür Kız" reklâmını
düşünebiliriz. Çünkü bu reklâmda nerede ise; en temel unsur olarak
müzik
kullanılmış ve bunda başarılı olunmuştur.
Günümüzde
reklâm yapılan yerler olarak radyo ve televizyonun yanı sıra toplu
taşıma
araçlarından sokaklara, belli meydanlara, insan topluluklarının
bulunduğu her
yere uzanan geniş bir alanı hesaba katmak zorundayız ve dolayısıyla
reklâm
müziği de tüm bu alanlarda reklâma eşlik edebilecektir. Kimi zaman öne
çıkan
kimi zaman geri planda kalan reklâm müziğini yapan kişi ya da kişiler
asıl
amacın reklâma hizmet olduğunu asla unutmamak durumundadırlar.
Reklâm
müziği yapan kişinin hüneri, ne denli üstün müzikaliteye sahip bir eser
ortaya
koyduğundan ziyāde ürün satışına, müziği ile katkıda bulunma düzeyi ile
ölçülecektir. Bazen, hiç teknoloji katkı olmadan hazırlanacak son
derece basit
bir müzik, reklâma müthiş bir katkı sağlayabilirken, bazen de müzik
kullanmamak
daha doğru olacaktır.
REKLÂM MÜZİKLERİ: MÜZİK BORSASININ DEĞERLİ
KÂĞITLARI
Reklâm müziği eserlerini,
borsada işlem gören kâğıtlar gibi de
algılayabiliriz. Kültürel, ekonomik ve siyāsî değişiklikler,
dalgalanmalar
borsayı nasıl etkilerse; reklâm müziğinin reklâma katkısını da
etkileyecek pek
çok yan unsur mevcuttur. Herhangi bir ürün için reklâm müziği üretecek
olan
kişinin her şeyden önce, o ürün için o güne kadar üretilen müziklerden
haberdar
olmasında yarar vardır. Reklâm müziği yapan bir kişinin sürekli olarak
tercih
edilebilmesini sağlayacak en önemli unsur, satışlara katkı düzeyi
olacağı için
müzikâl kaygılar ile ticārî kaygıların iyi bütünleşebilmesi şarttır.
Herhangi bir
popüler
müzikçinin eseri; "Gülpembe",
"Sen Ağlama", "Fabrika Kızı" ve benzeri ya da bir geleneksel müzik
eseri
uzun yıllar aynı etkiyi sürdürebilirken; bir reklâm müziği parçası uzun
süre
kullanıldığında ürün satışını azaltmasa bile satış arttırıcı etkisini
yitirebilmektedir. Bu konuda da, bazı istisnālar olabilmektedir.
Ülkemizden bu konudaki iki istisnā örneğe "Ülker"
ve "Eti" firmalarının müzikleri
gösterilebilir.
Ülker'in sözleri:
ÖNCE GÜNEŞ HAVA,
SU;SONRA BOL GIDA GELİR
AKŞAMA
BABACIĞIM UNUTMA ÜLKER GETİR!
Eti'nin sözleri:
BİR
BİLMECEM VAR ÇOCUKLAR / HAYDİ
SOR, SOR, SOR
ÇAYDA,
KAHVALTIDA YENİR / ACABA
NEDİR, NEDİR?
BİSKÜVİ
DENİNCE AKLA / TAMAM ŞİMDİ
BULDUM
HEMEN ONUN
ADI GELİR / ETİ, ETİ, ETİ!
şeklinde olup;
her iki parça da yaklaşık otuz yıldır değişik
orkestrasyonlarla sunulmakta ve tüketici üzerindeki sıcak etkisini hālâ
sürdürebilmektedir.
Çok beğenilen
bir reklâm müziğinin varyasyonlarını sunmak da reklâm
açısından yararlıdır. Buna bir örnek olarak; bugünlerde yayınlanan "Form ye, formda kal…" sloganıyla
yayımlanmakta olan reklâmın müziğini ele alabiliriz. Uzun süre "Jazz" tarzında dinlediğimiz bu müzik;
aynı sözlerle fakat "Rap" tarzda da
sunulmaktadır.
Reklâm müziği
yapanın, hedef kitleye hitāb edebilecek müzik tarzını doğru
seçmesi de ayrıca önem taşımaktadır. Örneğin yine "Özgür Kız"
reklâmını ele alacak olursak; bugünlerde, Nil
Karaibrahimgil'in reklâmda sergilediği "Çağdaş
Ozan" tavrı ve reklâm müziğinin alt yapısında baskın biçimde
kullanılan "bağlama" tınısı da, büyük beğeni
toplamaktadır. Ayrıca tam da başka bir firmanın "Türkü"
ismini verdiği sigarasını piyasaya sürüp "Örtülü Reklâm"
yaptığı günlere denk
gelmesi ilginç bir tesādüf olmasa gerek...
Reklâm müziği yapan
kişi ya da
kurum; hazırlanan müzik ne kadar beğenilirse beğenilsin, hemen yeni
müzikler
üretmeli, hemen gerekmese dahi kısa sürede değişime hazırlıklı
olabilmelidir.
BİLİNÇALTI
ŞARTLANDIRMA ARACI OLARAK REKLÂM MÜZİĞİ
Tarihte
"Müzikle Tedāvi" konusunun,
X.yüzyılda Farābî'ye,(BARDAKÇI, 17.02.1996) en eski askerî orkestranın ise "Mehter"e
dayandığı bilinmektedir.(MCLEISH,vdğr., 1990,
p.B30) Müzik konusunda çok önemli bu iki "ilk"in
temelinde Türkler varken, bugün müzikten reklâm, eğitim, tedāvi ve
benzeri
alanlarda ne kadar yararlanabildiğimiz sorusunu pek gururla
yanıtlayamıyoruz ne
yazık ki. Sadece ilk ve ortaöğretim değil müzik okullarındaki "Müzik Eğitimi" düzeyinin dahi çok düşük
ve yetersiz olduğu ülkemizde bu durumun bir uzantısı olarak diğer
disiplinlerdeki, müzikten yararlanabilme oranı da son derece yetersiz,
tesādüflere bağlı olarak ve bilim zihniyetinden hayli uzak bir şekilde
gelişmektedir. Bu kadar kesin yorum yapabilmemin ardında kişisel
deneyimlerim
de bulunmaktadır.
Ülkemizde Reklâm Müziği yapanları
bekleyen en
büyük zorluk, yalnız melodi
aracılığıyla, beklenen duygu ve etkiyi sağlaması olacaktır. Bunun temel
nedeni
de alışkanlıklara dayanmaktadır. Açıklamak gerekirse; örneğin
konservatuvarda
öğrenci iken, değerli bestekâr Prof. Dr. Selahattin İçli, biz
öğrencilerine;
Hammāmîzāde İsmāil Dede Efendi, Itrî,...vb. büyük bestekârlarımızın
eserlerinin melodilerinin bizde uyandırdığı duyguları, söz konusu
eserlerin
sözlerini düşünmeden analiz etmemizi önerirdi. Sayın İçli'nin bu
tavrını ben; o
dönem batılı klâsik müzik bestecilerinin (Bach, Mozart,
Beethoven...vb.) hiç
söz kullanmadan upuzun hikâyeleri anlatabilmelerine dikkat çekebilmek
amacıyla
ortaya koyduğunu sanıyorum. Sözlü eserler elbette önemlidir ancak
dünyanın en
baskın lisānı olan melodi ile de duyguları iyi ve net ifāde edebilmek
ayrı bir önem taşımaktadır. Kısaca ifāde edecek olursak; "Müzikçi
(Müzisyen)", Müzik dilini yani "MÜZİKÇE"yi[4]
iyi kullanabilirse; herhangi bir reklâmda, hiç söz kullanılmadan da
büyük
başarı elde edebilmek mümkün olacaktır.
Resim 3. Ses dizileri
kullanılarak
bilinçaltı şartlandırma yoluyla tedavi kasetlerine bir örnek.
Resim
4. Gelişmiş
ülkelerde,
bebeklerin beyinleri dahi
müzik ile
geliştirilmekte…
|
Yaklaşık
20 yıl kadar önce İstanbul'da bir firma "Strese
Son", "Depresyona Son"...vb.
başlığı ile (ABD kaynaklı) bilinçaltı şartlandırma kasetlerini piyasaya
sürmüştü
|
Resim 5.
Dünya çapındaki "Müzik
ile Tedāvi" uzmanı Rahmi Oruç Güvenç'in yönetimindeki
TÜMATA
grubunun
bir kaset örneği
|
MÜZİK TÜRLERİ VE ZAMANLAMALAR KONUSUNDA...
"Mozart
Etkisi" isimli kitapta; "Amadeus'un
Ötesinde..." başlığını taşıyan bölümde şu bilgilere yer
verilmektedir: Gregoryen İlâhileri, sessizce çalışmak
ve meditasyon yapmak için harika olduğu gibi stresi de azaltabilir. Barok Müzik; istikrar, düzen, tahmin
edilebilirlik, emniyet hisleri yaratır. Çalışma için de zihinsel açıdan
uyarıcı
bir ortam yaratır. Haydn ve Mozart; konsantrasyon, hāfıza ve üç boyutlu
algıyı geliştirebilir. Romantik Müzik;
sempati, merhamet ve sevgiyi arttırmak için kullanılabilir. İzlenimci
Müzik (Debussy, Ravel);
yaratıcı dürtüleri gün ışığına çıkarabildiği gibi, bilinçaltınızla
iletişime
geçmenizi de sağlayabilir. Jazz, Blues
gibi anlatımcı ve dans müzik
türleri; neşelendirir, ilham verir. Büyük sevinç ve üzüntüleri açığa
çıkarır.
Espri ve kināyeleri aktarır. İnsanı insan yapan ortak özellikleri
doğrular.
Salsa,
Rumba
gibi Güney Amerika müzikleri; kalp atışlarını,nefes alış-verişi
rahatlatır;
bedeni harekete geçirir. Yatıştırma ve uyandırma gibi etkileri de
vardır. Big Band, Pop, Country türleri; hisleri
ele geçirir, kişide mutluluk duygusu yaratır. Elvis Presley, Rolling
Stones ya
da Michael Jackson'ın yaptığı türdeki
müzikte ise; ruh halimiz enerjik biçimde eğlenmeye uygun değilse,
bedenimize;
gerilim stres ve acı verebilir. Baskın ritmleri olmayan ortam ya da New Age müzikleri; zaman ve yer algımızı
genişletir. Canlılık duygusu yaratır.
Heavy Metal, Punk, Rock,...
Ayrıca;
H. Selen Ergöz'ün, Trafik ve İnsan
Sempozyumu'nda sunduğu bildirisi kapsamında(ERGÖZ, 2004, Sakarya) değindiği hangi Türk Müziği makamının hangi rahatsızlıklara iyi geldiği
ve Türk Din ve Tasavvuf Musıkîsi isimli kaynakta
belirtilen(ANADOL, vdğr.,1984: 13) zamana göre ezan makamları gibi bilgileri de müzik türleri ve
tonalitelerinin
doğru zamanda sunumunun önemi konusunda birer örnek olarak
yorumlayabiliriz.
REKLÂM MÜZİĞİ YAPMAK ÜZERİNE ÇEŞİTLİ GÖRÜŞLER, TESPÎT
VE ÖNERİLER
Bir
tarif yapmak gerekirse; ben,
müziği, "Seslerden ve eslerden oluşan; duygu ve akıl yoluyla
algılanabilen;
evrensel bir dil, bilim ve sanattır" şeklinde
tanımlıyorum ve bu tarifi gerek ilköğretim gerekse konservatuvardaki
öğrencilerime aktarıyorum. Kuşkusuz gelecekte çok daha doyurucu bir
tārif
yapılabilir. Benim tārifimin getirdiği yenilik kısaca, "ses"ler
kadar "es"lerin de önemli olduğunu vurgulamak şeklinde
özetlenebilir. Bu
tārife göre; "Bazen müzik
kullanmamak reklamın amacına daha uygun düşebilir" sonucuna
varılmaktadır.
Kuşkusuz bu durumun tespîtinde de "Reklâm
Müziği Uzmanı"nın görüşüne ihtiyaç söz konusudur.
Müziğin,
reklâm hedefine ulaşmada en önemli yardımcı rollerden birini
üstlenmektedir
ancak; çok beğenilmiş olsa dahi aynı müziği sürekli kullanmak yerine;
belli
zaman aralıklarıyla üzerinde değişiklikler yapmak doğru olacaktır.
Bir
reklâm müziği ürünü; çağrıştırdığı oranda, reklam açısından başarılı
sayılabileceği gibi; ürün düşünüldüğünde müzik akla geliyorsa, bu da
yine o
reklâm müziğinin "Müzikâl" anlamdaki
başarısı olarak da algılanabilir.
Bu
arada; "Reklâmın yayınlanacağı aracın
hitap ettiği kitlenin müzik beğenisi mutlaka göz önüne alınmalıdır"
yaklaşımına karşı bir tespîtte bulunmak istiyorum: Bu konuyla ilgili
temel
düşüncem; Türkiye'de "Reklâm Müziği"nin yeterince bilinçli yapılmadığı
öngörüsü
idi. Ülkemizde hala en büyük kaset satış rakamları arabesk müziğe ait
iken,
reklâmlarda arabesk müziğin çok az kullanılışı hangi mantıkla
açıklanabilir
acaba?
Elbette akademisyen
bir "müzikçi"
olarak arabesk adıyla nitelenen yoz müziğin daha da yaygınlaşması gibi
bir
talebim yok, ancak amaç satış ise ve TRT Müzik Programları Eski Müdürü
(kişisel
görüşme) dahi yayını izletebilmek için yoz müzikler karşısında pes
ettiğini
itiraf ediyorsa; reklâm sektöründe henüz arabesk ve diğer yoz
müziklerin yaygın
biçimde kullanılmayışını, ticārî bir "farkındalık
eksikliği" olarak yorumlamakla birlikte; dünya çapında başarılı
olduğumuz reklâmcılık alanında yoz
müziğin kendine yer bulamayışını da sevinçle karşıladığımı belirtmeden
geçemeyeceğim.
Bazı akademik çalışmalarda,(ÖZULU, 1994: 76)
Jingle (Cıngıl) yani Reklâm Müziğinin
mutlaka sözlü olması
gerekirmiş gibi ifādelere yer verilmektedir. Bu fikre katılmadığımı
belirtmek isterim. Çünkü özellikle günümüzde sözsüz melodilerle günlük
yaşamda
da istenen duyguyu yaratabilme imkân ve zihniyeti son derece
yaygınlaşmıştır.
Diğer yandan kullanılan ezginin sözlerle ve reklâmla vermek istenilen
mesaj ile
örtüşebilmesi de ayrı bir önem teşkîl eder.
Reklâm müziği bestelenirken, mutlaka belli bir
sıra (önce ritim tespîti ardından melodi vb.) izlenmesi
gerekirmiş gibi bir önyargıya varmak yanlıştır. Bu
konuyla ilgili olarak; Türk müzikologlarından Hüseyin
Sadettin Arel'in de belirttiği gibi; hangi türde olursa
olsun, "BESTECİ, DÜNYANIN EN ÖZGÜR İNSANIDIR…", hiçbir kural ve kalıba tam olarak sokmamak gerekir. Dolayısıyla reklâm müziği bestecisi
de, o an duyduğu hislerine göre; önce melodiyi, önce sözü ya da her
ikisini
birlikte ortaya koyabilir. Bence reklâm müziğinin verimli olabilmesi
için
dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, bestecinin kendini yeterince
özgür
hissedebilmesini sağlamak olmalıdır. Aksi takdirde besteciden elde
edilecek
verimin yüzdesi düşecektir…"Reklâm
Filmlerinde Müzik Unsuru" incelenirken; bu konuda başarılı sonuçlar
elde
edebilmek için, bestecinin reklâmcılık hakkında fikir sahibi olmasında
fayda
vardır. Ancak Türkiye'de reklâm müziği besteleyen bir besteci grubu
henüz tam
anlamıyla oluşmuş değildir. Bunun en önemli nedenlerinden biri de,
akademik
düzeyde müzik eğitimi verilen okullarda (konservatuvar, müzik
bölümleri...vs.) işlevsel müzik eğitimi planlamalarının yeterli düzeyde olmayışıdır.
Reklâmlarda
müzik kullanımının profesyonel bir zihniyetle değil de, daha çok geçici
çözümlerle gerçekleşmektedir.
Birer
sanatçı olarak "müzikçi"lerin reklâm
müziğinden çok para kazanmaları, Sanatın
Ticārîleşmesi; Reklâm Müziğinin
usta müzikçiler tarafından yapılması ise, Reklâmın
Sanatsallaşması sonucuna varmamızı sağlamaktadır. Bu konuda Mersin
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde yapılan bir
yüksek lisans tezinde(AKALIN, 1999) yer alan "Reklâmlardan etkilenmede ses ve
müziğin rolü" başlıklı bölümde reklâm filmlerinde müzik kullanım
beş ana
başlık altında toplanmaktadır:
1)
Popüler
şarkılardan alıntılar
2)
Ünlü çoksesli
kompoziyonlardan
alıntılar
3)
Elektronik
olarak üretilmiş müzik
kurguları
4)
Markanın
uluslararası tanıtım
müziği
5)
Yalnızca
konuşma boşluklarını
doldurma amaçlı müzik
Ayrıca
yine aynı çalışmada, reklâm müziklerinin kullanımında, popülarite
unsurunun
önemine dikkat çekilen bölümde, ayrıca zamana bağlı olarak beğeninin
dönüşümü
öne çıkartılmakta ve yaşanan süreçte neyin beğeni toplayacağının iyi
hesaplanması gerektiği vurgulanmaktadır.
Yaklaşık
yedi yıldır süregelen müzik eğitimciliğim esnasındaki gözlemlerime
göre,sadece
ilk ve ortaöğretimde mevcut 20 milyon öğrenci (MEB[9]
2004 İstatistikleri) dahi hesaba katıldığında gerek müzik gerekse diğer
alanlarda en büyük önemi, çocukların etkilenim düzeyi taşımaktadır.
Reklâm
açısından bakıldığında; bugünün çocukları yarının potansiyel
tüketicileri
oldukları gibi, çocuklukları sırasında da ebeveynlerini tüketim için
yönlendiren ve etkileyen en önemli faktörlerin başında gelmektedirler.
Tezde;
reklâm, reklâm müzikleri, çocuk psikolojisi gibi temel kavramlar
ayrıntılı
biçimde ele alınmış olup, ilkokul 4. ve 5. sınıf öğrencileri arasında
yapılmış
bir anket çalışmasına da tez kapsamında yer verilmektedir. "Reklâm
müziği" başlığı
altında bir bölüm kapsamında; reklâm müziklerinde kullanılan biçimler,
türler,
özel ses efektleri ve reklâm müziklerinin hazırlanışı alt başlıkları
yer
almamaktadır. "Reklâm Müziklerinin Çocuk
Üzerindeki Etkileri" başlıklı bölümde ise; gerek çocukların
psikolojisi
gerekse reklâm müziklerinin çocukların dil gelişimi üzerindeki etkileri
olumlu
ve olumsuz yönleriyle incelenmektedir. Uygulanan
anket ve gözlem sonuçları da
tez kapsamında yüzdelik
sonuçlarıyla verilmektedir.
Tezde
yer alan bazı çarpıcı ifādelere burada yer vermekte yarar var:
1)
…Reklâmların
başlangıcında yer alan
kısa müzik, eskiden masallarda söylenen cümlenin yerini tutuyor: Bir varmış bir yokmuş (Kapferer, s.75).
(AKALIN, 1999: 5)
2)
Reklâm
müziklerinin reklamın akılda
kalıcılığını arttırdığı belirlenmiştir.(AKALIN, 1999: 7)
3)
Müzik, reklâm
mesajının en kuvvetli
desteğidir. (AKALIN, 1999: 20)
4)
…Pendarvis'e
göre; reklâm müziği
hazırlayan kişi, yaratıcılığının ancak % 10'unu gösterebilir. Geri
kalan ise
tatlı bir tekdüzeliktir. (AKALIN, 1999: 21)
5)
Reklâmlardaki
her tür müzik
tartışmaya açıktır. Çünkü, müziğin reklâm içindeki müşteriyi satın
almaya ikna
etme ve hatırlanabilirlik değerini ölçmek oldukça güçtür (Miller; Music In Advertising, s.2). (AKALIN, 1999: 22)
6)
…Dört yaş
çocuğu sayı
sayamaz,renkleri ayırt edemezken en güç müzik parçalarını öğrenebilir
(Yörükoğlu, Çocuk Ruh Sağlığı, s.15). (AKALIN, 1999: 37)
7)
…Müziklerin
prozodi açısından
doğruluğu; izleyen kesimi, özellikle çocukları olumlu etkilemesi
açısından önem
kazanmaktadır. Şarkının prozodisi mümkün olduğunca kusursuz olmalıdır…
(AKALIN, 1999: 48)
8)
…Reklâmın
görüntüsünü aşağı yukarı
bilen bir çocuk, müziğine de eşlik edebilir, ürüne ya da markaya daha
fazla
ilgi gösterecektir. (AKALIN, 1999: 51)
9)
…Çocuklar
dikkatlerini canlı
tutacak biçimde müziklendirilmiş reklâmlardan hoşlanmaktadırlar.
İlgilerini en
çok çeken reklâm türleri pop müzik içeren reklâmlardır. Ağır melodiler
yerine,
hareketli ve tekerleme türünü içeren melodilere yönelmektedirler. (AKALIN, 1999: 55)
10)
..Öğrencilerin
% 77.5'i dinledikleri müziğin hangi reklâma ait olduğunu bilmişlerdir.
(AKALIN, 1999: 61)
11)
Reklâm
müziklerinin çeşitli türlerde olması, çocuk açısından çok yararlıdır.
Çünkü
çocuk bu sayede müzik türü seçme şansını yakalayacak ve beğenilerini bu
yönde
geliştirecektir. (AKALIN, 1999: 62)
12)
ÇOCUKLARA
YÖNELİK TECİMSEL YAYINDA, ONLARIN PSİKOLOJİSİNİ OLUMLU YÖNDE
ETKİLEYECEK, MÜZİK
UFKUNU GELİŞTİRECEK, MÜZİK KÜLTÜRÜNE KATKIDA BULUNACAK, ONLARIN ESTETİK
DUYGULARININ GELİŞİMİNE YARARLI OLACAK SANAT EĞİTİMCİSİ YA DA EĞİTİM
UZMANINA
İHTİYAÇ VARDIR. (AKALIN, 1999: 64)
13)
Türkiye'de
reklâm müziği ile ilgili basılı kaynakların yokluğu üst düzeydedir. Bu
sorunun
daha fazla araştırılması gerekmektedir. (AKALIN, 1999: 65)
Bence
de, ülkemizde yapılan reklâm müzikleri incelenirken çocuklar üzerindeki
etkileri, daima ayrı bir bölüm halinde ve çok detaylı olarak
incelenmelidir.

Resim
6. Alp
ÖZEREN, İTÜ
Anaokulu'nda öğrencileri ile müzik dersinde…
Farklı
akademik çalışmalarda özellikle vurgulanan konulardan biri de "prozodi"dir. Bu çalışmalar
incelendiğinde, Türkçe'nin günlük kullanımındaki bozulmaların geçen
zamanla
beraber arttığı ortaya çıkmaktadır. "Televizyonda
yayınlanan reklâm müziklerinin prozodileri ne kadar doğrudur?" sorunsalının
ortaya konduğu bir başka tezde,(ÇUHADAR, 1986: 8)
müzikte prozodi konusuna önem verilmezse anadilin bundan ne denli
olumsuz
etkileneceğine yer verilmiştir. Tez kapsamında 38 adet reklâmın müziği,
prozodi
yönünden incelenmiş, ortaya çıkan istatistiksel verilere göre;
incelenen reklâm
müziklerinin % 76.3'ünün prozodisinin çok fazla bozuk; % 15.8'inin orta
bozuklukta; % 7.9'unun ise az bozuk olduğu sonucuna varılmıştır. (AKALIN,
1999: 30,31) Çocuklu ailelere uygulanan bir anket sonucunda da
çocukların
reklâmlara yönelimi incelenmiş ve elde edilen verile sonucunda,
çocukların %
72.6'sının reklâm müzikleri ile sözlerini taklit etmekte oldukları
saptanmıştır.
Bence bu tezin en
önemli yanı;
yaklaşık 20 yıl önce "Türk Dili"ni
bekleyen tehlike konusunda, aydınları ve uzmanları uyarmış olmasıdır.
Tezin bu
açıdan işlevini ne ölçüde yerine getirdiğini gözlemek için ise;
herhangi bir
ilköğretim okulumuzun bahçesine bir teneffüs saatinde gidip çocukların
kendi
aralarındaki konuşmaları kaydetmeyi ve sonra da değerlendirmeyi
önerebilirim: "Sanatçı kime denir?" sorusunu "şarkı söyleyip dans eden seksî bayanlara
denir" (Bakınız: Resim 7) şeklinde yanıtlayabilen çocuklarımızın
zihinleri;
"yıkılıyo",...vb. tarzda slogana
sahip reklâmlar ve "oha oldum yani",
"kal geldi",...vs. saçma sapan,
tehlikeli dizi replikleri ile anadilimizin kullanımı konusunda
karışmıştır.
Ancak işin daha kötü yanı dilimizin bu
şekilde bozulmasından yetişkinlerin de hiçbir rahatsızlık duymayacak
bir hāle
gelmiş olmalarıdır.
Prozodi
konusunda da elbette bir hoşgörü, tolerans payı vardır. Ancak birileri "bozuk prozodi"yi satış aracı olarak
görmeye başladığında tehlike çanları çalıyor demektir ve ācilen önlem
alınması gerekir. Mustafa Kemal Atatürk de, zamanında yaklaşan
tehlikeyi sezmiş
olacak ki; mirasının önemli bir bölümünü Türk Dil Kurumu'na
bağışlamıştır…
Resim 7.
Bir ilköğretim
okulundaki
bir öğrencinin yaptığı "sanatçı" tārifi!.
Reklâm müziği sadece
bir
eğlendirme amacı değil, aynı zamanda hedef kitleye tanıtılacak ürün
için
gerekli atmosferi yaratma amacını da taşır. Ürünün tanıtımı ve
benimsetilmesinde reklâm müziğinin bir tür bilinçaltı şartlandırma
işlevi
vardır.
Herman Edel'e(EDEL, 1983, 326-327) göre; bir reklâm ajansı, "müzikçi"ye
gider ve söz konusu reklâma dāir ajansın stratejisi, ürünle ilgili
hedefler, pazar araştırmaları,...vb. konuları açıkladıktan sonra tüm
veriler ve
beklentiler doğrultusunda ondan bir reklâm müziği yapmasını talep eder.
Müzikçinin temel malzemeleri; sözler, müzik ve sestir. Ne kadar sanat
değeri
taşıyan; ne kadar mükemmel bir müzik eseri ortaya konduğu değil;
yapılan
müziğin ürüne ve müşteriye ne kadar hizmet ettiği önemlidir. Çünkü
yapılan
müzik ne kadar usta işi bir beste olursa olsun; ürünün hedefleriyle
örtüşmezse
sonuç, hayal kırıklığı olacaktır. Edel, yıllardır bu ortamda olduğunu
ve reklâm
müziği besteciliğinin çok farklı, çok zor, özel kavrayış gerektiren bir
iş
olduğundan bahseder. Ayrıca; aynı anda hem başarılı bir şarkı
bestecisi hem de başarılı bir cıngıl bestecisi
olan kişilerin sayılarının azlığını dile getirir.
Kısa süreli bir reklâm içinde, amacı gerçekleştirmenin zorluğunu
anlatırken
buna esprili bir örnek olarak; Bernard Shaw'un bir dostundan kısa bir
mektup
yazacak kadar vakti olmadığını belirterek özür dileyişini verir. Otuz
saniye
içerisinde izleyiciyle iletişim kurup her türlü pürüzle mücādele ederek
ana fikri onun zihnine yerleştirmek, her defāsında tüketicide aynı
ilgiyi
uyandırabilmek oldukça zahmetli bir iştir. Tek ve çok başarılı bir
beste ile
uzun emekler ve zaman dilimi içinde para kazanılabilen diğer müzik alanlarına göre reklâm müziği alanı
sürekli yeni "hit"ler yaratma ve tek
"hit"e bağlı kalmama alanıdır. Bu
bakımdan bir reklam müziği bestecisinin diğer müzik alanlarında
çalışabilmesi
oldukça zordur. Çünkü bir reklâm müziği bestecisi işini iyi yapabildiği
takdirde, kısa sürede çok para kazanabilmektedir.
Maggie
Garrard(GARRARD,1983: 328-329) ise; konuyu daha çok teknik açıdan ele almakta ve kişisel deneyimlerini
aktarmaktadır. Ticārî ürünler için müzik yapmanın yalnızca bestecinin
yaratacağı bir kompozisyon olmadığını; iyi bir ön hazırlık ve sıkı bir
ekip
çalışmasının, işbirliğinin önemini vurgulamaktadır. Bestecinin
öncelikle,
reklâm ajansı yaratıcı takımıyla sözler konusunda kuracağı iletişim söz
konusudur. Garrard, reklâm ile ilgili tasarım ana hatlarıyla ortaya
çıktıktan
sonra, (İngiltere ve ABD'de) hangi kuruluşlarca ne gibi denetimlerden
geçtiğini
açıklamaktadır. İlk olarak; reklâm müziğinin hangi yapıda ("Pop"
ya da "Klâsik") olacağı belirlenir. Bu belirleme,
reklâmın hedef kitleye
hitāb edebilmesi için öncelikli bir önem taşır. Yapılacak melodinin,
reklâmın temel yapısına uygun olması gerekir. Bununla kastedilen; aynı
melodinin defalarca (bazen otuzdan fazla) sunulabilir olması, ayrıca
melodinin,
radyo, televizyon, konser...vb. değişik medya ortamlarında
sunulabilmesi için
uygun hāle getirilebilmesidir. Televizyon reklâmlarında daha çok
görüntüyü
destekleyen bir unsur olabilen müzik, radyo reklâmlarında; öne
çıkartıcı bir
takım eklemeler gerektirebilir.
Doğru
zamanda yapılan doğru reklâm müziği sıradan bir şarkıcı ya da şarkıyı
bir anda
tüm dünyanın gündemine taşıyabilir. Tabii besteciyi de!... Diğer yandan
"Reklâmcılık" adlı kitabında Armand
Mattelart,(MATTELART, 1994: 72) varolan eserlerin bir reklâmda müzik olarak kullanılmasına yani ticārî
bir
ürüne adapte edilmesine karşı çıkanlara dikkat çekmektedir. Bu konu ile
ilgili
olarak; özellikle şimdi hayatta olmayan klâsik batı müziği
bestecilerinin
eserlerinin reklâmlarda kullanılmasından ötürü kemiklerinin sızlıyor
olabileceği ihtimâline de değinmektedir.
Ses
ve müzik reklâmın etkin silahlarıdır. Müzik reklâm içerisinde başarılı
bir
şekilde kullanıldığı takdirde, reklâmı yapılan ürün ve hizmete pek çok
şey
kazandırır; reklâmın etkinliğini arttırır.(RODOPLU, ts: 14)
"Müziğin
Rolü"ne dair maddeleri de özetleyecek olursak;
- Söze, görüntüye ve
harekete destek
olur ve ortaya çıkarır (Denetleme).
- Reklâmın dramatik
yapısını
güçlendirir (Duygusal Etkileme).
- Ürün ya da hizmeti
diğerlerinden
ayırır (Ayırıcı Nitelik).
- Reklâma dair dikkati
yönlendirir
(Efekt Sağlama).
- Yer ve zamanın algılanmasına yardımcı olur (Atmosfer
Yaratma ).
- Belli bir pazar ya da kitleye ulaşma imkânı verir
(Dinleyici Seçimi).
- Ürün, hizmet ve markanın hatırlanmasına yardımcı olur
(Akılda Kalma).(RODOPLU, ts: 15)
SONUÇ
Müzik, reklâm
için bir
araçtır ve öyle de olması gerekir. Reklâm dışında çok beğenilebilecek
bir müzik
reklâma yakıştırılmayabilir ya da reklâm dışında hiç beğenilmeyecek bir
müzik
reklâma çok yakıştırılabilir.
Reklâmda
temel amaç, ürünün satışını arttırmak olduğuna göre bilinçli olarak
kullanılacak müzik, tüketicinin ürüne yönelmesini sağlayacaktır.
Müziğin
reklâm diline etkilerine dāir sonuçları ortaya koyarken, reklâmların
yayınlanış politikasının etik ve tüketiciye saygı düzeyini göz ardı
edemeyiz.
Dikkat çekici en önemli hususlardan biri; son günlerde medyada da
sıklıkla ele
alındığı gibi, Türk televizyonlarında, "Reklâmlar"ın
etik ile bağdaşmayacak ve insanlara saygı sınırının çok ötesinde uzun
oluşudur.
Örneğin; bir dizi film sırasında, o dizi filmin süresinden daha uzun
olan
reklâm kuşağı insanların ürünlere olan olumlu yönelimlerini dahi
olumsuza
çevirebilecek kadar bunaltıcıdır. Bu durumda gerek "müzik"
gerekse diğer unsurların reklâma olan katkılarının da pek
fazla bir anlamı kalmamaktadır. Haddinden fazla ve olması gereken yasal
sürelerden uzun bir reklâm kuşağının, sonlarında yer alan herhangi bir reklâm; çok başarılı, güzel bir kampanya bile
olsa, bunalan tüketicinin ilgisi en alt düzeyde, hâttā kızgınlığa
dönüşmüş
iken, etki şansını yitirmektedir.
Ayrıca;
en başından beri vurgulamaya çalıştığım üzere, "reklâm
müziği" konusunda "bilim"den
olabildiğince yararlanmak, yüksek ticārî başarıları da beraberinde
getirecektir. Örneğin; Baskın Bıçakçı'nın "Bu
Reklâm Size Mr. Smith" isimli kitabının "Japon
Mucizesi" başlıklı bölümünde,(BIÇAKÇI, 1999: 123) en etkili reklâmların ses ve ışık kombinasyonlarını iyi tutturabilen
reklâmlar
olduğu ve bu amaca yönelik geliştirilen bir āletin, reklâmın etki
düzeyini
saniye saniye ölçebileceği vurgulanmaktadır.
Bir
reklâm müziği ürünü; çağrıştırdığı oranda, reklam açısından başarılı
sayılabileceği gibi; ürün düşünüldüğünde müzik akla geliyorsa, bu da
yine o
reklâm müziğinin "Müzikâl" anlamdaki
başarısı olarak da algılanabilir.
Ses
ve müzik reklâmın etkin silahlarıdır. Doğru zamanda yapılan doğru
reklâm müziği
sıradan bir şarkıcı ya da şarkıyı bir anda tüm dünyanın gündemine
taşıyabilir.
Müzik, reklâm mesajının en kuvvetli desteğidir. Ticārî ürünler için
müzik
yapmak yalnızca bestecinin yaratacağı bir kompozisyon değildir; iyi bir
ön
hazırlık ve sıkı bir ekip çalışması ve işbirliği önemlidir.
Reklâm müziğine dāir
bütün
bu tespît ve incelemelerin yanı sıra, teknolojik gelişmeleri de mutlaka
göz
önüne almamız gerektiğine inanmaktayım. Böylece, ticārî başarı
konusunda
da reklâm müziği bestecilerinin işleri asgarî düzeyde "şansa kalmış"
olacaktır.
Son
olarak, konservatuvar ve müzik fakültelerinin ders programlarında "Reklâm Müziği" konulu bir derse yer
verilerek, akademik bir çevreden, bilimsel ve sanatsal bir eğitimle alt
yapısı
desteklenmiş, nitelikli reklâm müziği bestecilerinin yetişmesi
sağlanmalıdır.
|