|
Sosyoloji, antropoloji,
etnomüzikoloji gibi insan
ilişkileri ve etkileşimleri ile ilgili bütün bilim dalları içerisinde,
tartışma ortamını rahatlıkla yaratabilen "ethic" kavramı,
özünde belli bir kültüre ait ve bağlı doğruları yaşayan, diğer tarafta
kültüre yabancı, bir hedef doğrultusunda o kültürü tanımaya çalışan,
tâbir yerinde ise; dışarıdan olan kişilerin arasındaki
(insider/outsider) ya da bilgi alanlar ile verenler arasındaki
(fieldworker/informants) ilişki süreci, seyri ve problemlerinin
toplamıdır. Kelimenin sözlük anlamı olarak ise; "ahlâkî değerler,
bir takım sorumluluklar" gibi hissîyata dayanabilen ve bilimsel
açıdan oldukça çelişkili kavramlar akla gelebilir.
"Ethic" konular
kapsamında 1970'li yıllara
kadar kendine dönüşümlü, eleştirisel ve pozitif araştırmalara gereği
kadar rastlamak ne yazık ki mümkün olmamıştır. 1960'lı yıllarda kapsamı
ile ilgili verilere fazlaca rastlanmayan ilk çalışmalar Asya ve Latin
Amerika'da yapılmıştır. İlk kayda değer ve açık bildiri ise; "Society
For Ethnomusicology (SEM)" kurumunun
1972 yılında, Toronto'da düzenlediği panelde ortaya çıkıyor. Yine
görülen ilk ışıklarla beraber ilk ciddi tartışma ortamını da, "The
New Grove Dictionary"
adlı kaynakta Barbara Krader yaratmıştır. Bahsedilen yıllara rastlayan
ve günümüze kadar varlığı saptanabilen kaynakları şu üç grup altında
düzenlemek mümkündür:
1. "SEM" kurumunun Toronto'da ki
panelinde verilen bildiriler,
2."American Antropolocigal Association"
(AAA) yolu ile günümüze ulaşanlar,
3. Etnomüzikolog ve diğer akademisyenlerin
konu ile ilgili makaleleri.
Söz konusu kaynaklar
incelendiğinde, daha önce ki
yaptığımız tanımlar irdelenerek konu ile ilgili çeşitli yaklaşımlara
ulaşabilmek mümkün. Karşılaşılan iddialardan biri "ethic"
kavramının Batı ülkeleri akademisyenlerinin, Doğu ülkeleri üzerinde
çalıştığı geniş bir konu olduğunu da ekleyen Sachs'a ait;
Yüksek akademisyenlerle
fikir
birliğine vardığımız bir konu var ki oda; ethic kavramının doğu
ülkelerinin ihtiyaçları ve nüfus problemleri ile ilişkisi olduğudur. Bu
konunun çözümünde ise başvurulan Batılı etnomüzikologlardır.
(SACHS,
Handbook on Ethics of the Committee on Ethics)
Diğer bir yaklaşım ise; en
önemli "ethic"
konuların temelinde, akademisyen ve bilgi verenlerin ilişkilerinde
meydana gelen problemler ve doğruların olduğu kanısındadır. Konu ile
ilgili olarak 1971'de AAA kurumu tarafından yayınlanan "Principles
of Professional Responsibility" başlıklı makalenin
önsözündeki ilk cümle hatırlanabilir:
"Antropologlar dünyanın birçok yerinde insanlar ve statüleri
arasındaki kişisel ilişkileri üzerine çalışmalar yaparlar".
(MYERS,
1992: 329)
Antropologların çalışma
alanı ile örneklendirilmiş,
bir nevi "sorumluluk" olarak algıladığımız bu konu diğer kaynaklarda
biraz daha genişletilmiş ve anlam derinleştirilmiştir. Şöyle ki; SEM
ile ilgili kaynaklarda "ethic" kavramı, devleti ve kamuyu
oluşturan kişiler arası ilişkiler, lokal ilişkiler, araştırma
sponsorları, akademisyen ilişkileri, basım ve dağıtım aşamaları, kamu
ve öğrenci ilişkileri başlıklarını taşıyan ana konular bünyesinde sık
sık değinilen ve açıklamaya gidilen bir kavramdır.
Söz konusu olan "ethic"
unsurlara en yakın ve
günümüzde de en çok yüklenen anlam olan "sorumluluk" olgusuna daha
yaklaşık iddia, Ralph Beals'ın "amaçların deklare edilmesi"
yorumuyla işlenmiştir. Beals'a göre insanların refahına hizmet etmek
için bilgi artışı olmalıdır. Bu cümleyi irdelediğimizde konunun özü
olarak bir çok esas anlamlar çıkartabiliriz. Düşüncede ilk şekillenen,
bir insanın yardımı ve özverisi ile diğer bir insana verilen hizmettir.
Daha sonra insan aracılığıyla bilime hizmet olarak da resmedilebilen bu
cümle, bütünsel ve pozitif bir yaklaşım tarzı olmasından dolayı temel
fikirdir. Üretilen diğer iddiaların temelinde şüphesiz bu mantıksal
süreç mevcuttur. Örneğin "Society for Applied Antropology"
grubu tarafından yayınlanan "Code of Ethics" adlı makaledeki
açıklamalarda ulaşılan nokta yine sorumluluklar ve bu sorumlulukların
gereği izlenecek yol olmuştur.
Akademisyenlerin okurlarına,
bilime
ve arkadaşlarına karşı sorumlulukları vardır. Code sözcüğü de, bu
sorumluluklar çeliştiği zaman terimlerin tekrar tarif edilmesi ve bu
konuda ısrarcı olunmasını tanımlar. Burada terimlerden kastedilen şey
ise yüksek olasılıklı potansiyel çelişmelerin açısından bakıldığında
sisteme yüklenen türlerdir. (MYERS, 1992: 330)
Beals, söz konusu fikirdeki
çelişkilerin nedenlerini
araştırmacıların duygusal materyaller üzerine seçim ve araştırma
yapmaları, bilgilerini saklamaları, yanlış bilgi vermeleri, tariflerin
eksikliği ve başarısızlığı ve kişisel etkileşimleri olarak
sıralamıştır.
Başka bir düşünce ise Batı
Kültürüne ait "ethic"
konulara ilişkin değerlerden meydana gelir. Örnek olarak; Doğu Kültürü
ile ilgili uzman bir etnomüzikoloğun, Batı Müziği üzerine yaptığı
akademik bir çalışma sürecini ele alabiliriz. Bu çalışma sürecinde
oluşacak kültürel kaynaşma veya çatışmalar, Doğu ve Batının "ethic"
kavramları ışığında gelişecektir. Söz konusu noktada ortaya çıkan diğer
bir tartışma ise; iki farklı kültürün doğasında birbirinden etkilenme
sürecini de önceden geçirmiş olabileceğidir. Antonio Gramsci'ye ait
felsefî bir yaklaşımda, kültürler arası etkileşimin doğal ve kaçınılmaz
sonuçları vardır. Gramsci'ye göre, bir toplumda, o topluma ait olan
veya olmayan herhangi bir insanın kendini yönetmesinin zamanla aynı
şartlar altındaki bütün insanlar için norm halini alacağı
kaçınılmaz bir gerçektir. Aynı zamanda bu etkileşim, bir çeşit hareket
ya da tepki yolu olarak yorumlanabilir. Peki o halde araştırmalar
sırasında kimin ahlakî değerleri kabul edilecek ve temel alınacaktır?
Soruya pozitif ve objektif bir cevap vermek gerekirse; incelenen konuyu
tek bir kültüre ya da tek bir dine ait olarak görmemenin doğru bir adım
olacağı söylenmelidir.
"Ethic" sözcüğünün
buraya kadar açıklanan
kavramsal karşılıklarının yanı sıra, bilim içerisinde zaman zaman
güçlükler doğurabilen ve çözümünün henüz standart bir yönteme
bağlanmamış olmasından şikâyet edilen bir problem kimliği de mevcuttur.
Ancak bahsedilen "problem olma" olgusu negatif ve caydırıcı bir
engelden çok pozitif olarak düşünülmeli ve yorumlanmalıdır. Aksi halde
bilimsel bir sürece eksi anlamlar yüklemek yeni verilerin ve fikirlerin
ortaya çıkışını engellemekten başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Özellikle etnomüzikologların
sayısız problemleri "ethic"
kavramları ile ilişkili olarak, etkileşmiş kültür grupları bu
kültürlerin müzikleri ve enstrümanları hakkında öğrenme, toplama, sunma
ve yayma aşamalarında meydana gelmektedir. Konuya verilen ilk
örneklerden biri Paul Berliner'ın "The Soul of Mbira" ve
Keil'in "Tiv Song"ları
üzerine yaptığı kritiklerden elde edilen izlenimlerden oluşuyor.
Bahsedilen kaynaklar Afrika Enstrümantal Müziğindeki gerçek tonları
inceliyor. Kaynağın son bölümünde bilgi verenler ve araştırmacı
arasındaki ilişkiye dair bir teşekkür yazısı mevcut. Ancak yazarın
teşekkürlerinin yanı sıra, bilgileri yaklaşık 6 yılda hazırlayabildiği
ve çalışmaları sırasında 3 kere Afrika'ya gidip geldiği, ayrıca bu
yolculuklar sırasında titizlikle yapılan birçok testten de geçirildiği
yer alan deneyimler arasında. Berliner'ın bu verileri ile imâ edilen "ethic"
tutumu neyi ifade ediyor? Deneyimselliğinin yanında karşılaşılan bir
problem olarak da görülen bu sorudan "ethic"
konuların, araştırmacıların rollerinden meydana geldiği sonucunu da
çıkarmak yerinde bir iddia olacaktır. Çünkü yabancı olduğunuz ve daha
önemlisi yabancı olarak kabul edildiğiniz bir kültürde bütün sır
perdelerini aralayacak kadar bir araştırma yapmak, sürekli ve
kesintisiz sonuçlara ulaşmak hayli zor bir süreçtir. İncelenecek
kültüre ait olan toplumun yabancı bir kültürden gelen bir araştırmacıya
güven duymaması çok doğal bir problemdir. Dahası, bir yabancının,
kendine ait olmayan mirasını ne kadar eşit ve objektif olarak
paylaştıracağı, masaya yatırılan tarafsız doğruların oranları, ve en
önemlisi kendine ait olmayan bir şeyi ne kadar koruyabileceği kaygıları
da bu tedirginliğe eklenebilir. Ancak diğer tarafta alan çalışmaları
sonuçlarının bilimsel bir ihtiyaç olduğu da düşünülmelidir. Günümüzdeki
"ethic" kavramı üzerindeki tartışmalar
ise "alan çalışmalarındaki ethic inançları" olarak
algılandığından sorumluluk değeri fazlaca su üzerine çıkamamıştır.
"Ethic" olgusunu
yalnızca etnomüzikoloji
alanında ele aldığımızda ise antropolojiden bir adım geride olduğunu
görmek mümkündür. Örneğin; Antropolog Raymond Firth konu ile ilgili
birçok raporu 1973 yılında vermiş ve gözlemci sonuçlarının fark
edilmesini de kapsayan deneysel gerçeklerden geri çekilmek konusunu da
tarif etmiştir. 1986 yılına kadar, Marcus ve Fisher çalışılan alanlarda ve
zamanla değişen metotlarda en ilgi çekici teorik
verilerin epistemolojik problemler ile tekrar sunum ve
yorumlamalarda, sosyal düşünce ve sosyal düşünürlerin
çalışmalarından elde edildiğine de değinmişlerdir.(MYERS, 1992: 331) Antropolojideki bu gelişmeler,
doğal bir sonuç olarak; etnografig çalışmalarda "ethic"
konularına bakış açısında, profesyonel ve yeni yaklaşımlar doğurmuştur.
Ancak, söz konusu ilerleme gereken bilimsel hızda kaydedilememiş, takip
etme yolu ile keşfedilmiştir. Etnomüzikolojide, bu gelişmeler esnasında
birçok metot yanlış kullanılmış hatta zaman zaman kişisel ve duygusal
yaklaşımlarla yarardan ziyade zarara sebep olunmuştur ki; günümüzde de
bu tür yaklaşımlar görmek olasıdır. Bazı batılı etnomüzikologlar Doğu
Kültürüne ait herhangi bir müziği incelerken kendi yaklaşımlarını ve
tavırlarını ortaya koymuşlardır. Bu sayede araştırılan müzik kültürü
ile ilgili, derinlemesine bir sonuç alınmasını, o müziğin yeterince
anlaşılmamasını, yorumlanamamasını hattâ yanlış anlaşılmasını dahi
hazırlayan bir süreç doğmuştu ya da Doğulu akademisyenlerin Batı Müziği
üzerinde yaptığı araştırmalarda da aynı durum ve sonuçlar
gözlemlenebilir. Tâbir yerinde olursa, bazı suçlamalar da daha ileri
boyuta ulaşmış, incelenen müziğin anlaşılamadığının yanı sıra gereği
kadar değer verilmediği de savunulmuştur.
Peki, bahsedilen
problemlerle ilgili kısmî bir çözüm
üretmek gerekirse neler söylenmelidir? Öncelikle bu soruyu sadece
akademisyenler yönüyle düşünmek yerine kültürde dama taşları görevini
üstlenen olguları ve yine o kültürün insanını da bir takım
sorumluluklar yükleyerek ele almak gerekir. Kısaca; "insider-outsider"
ilişkisine baktığımızda "insider"
kimliğinin de yaklaşım tarzının gelişmesi ve bilimsel sürece girmesi
gerekir. Bu konu ile ilgili küçük bir örnek olarak şunu söyleyebiliriz:
"Belli bir kültürün insanına göre, dışarıdan olan bir akademisyen
‘o'nun müziğini asla anlayamaz."
Bu iddiayı kültüre ait bir
parça tarafından düşünür,
mantık ve duyguların da bu düşünceye eklendiğini kabul edersek haklı
bir yaklaşımdır diyebiliriz. Ancak o toplumun günlük yaşayış şekli
haline gelen ve sürekli duyulan müziğinin bir çok yönü hatta farklı
yönleri kendileri tarafından fark edilmeyebilir. İşte bu bağlamda
yabancı bir gözün ve mantığın yorumlarının farklı ve ilginç olacağı da
mümkündür yani akademisyenler, o kültürün müziğini asla anlayamayabilir
fakat en azından, onların farkında olmadıkları noktaları fark edip
açığa çıkarabilirler. Bu bilgiler ışığında atılacak adım ise; bilimsel
araştırma sürecini, farklı bir kişinin bakış açısının kendilerini daha
iyi tanımlamaları açısından da yararlı olabileceği; kısacası söz konusu
araştırmanın amacının bilimin yanı sıra o kültüre hizmet etmek olduğunu
da kabullendirmek gerekir.
Günümüzde konuya ilişkin
üretilen çözümlerden en çok
benimseneni ise önceki zaman diliminde mevcut olan araştırma metotları
tarafından arttırılmış sınırlı problemleri incelemektir. Bu hususta
kamunun tartıştığı iki tür yaklaşım ortaya çıkıyor; farazi çalışmalar
ve kişisel varsayımlar, akademisyenlerin "ethic" kavramı ile
ilgili şikayetleri ve eleştirileri. Özel durumları kapsayan bazı "ethic"
çıkmazlar ise sadece "ethic"
kavramların doğasını gözler önüne serebiliyor. Genelleştirilmemiş
sorumluluklar oldukça spesifik şartlardaki konulara ışık tutarak, basit
cevaplar verebiliyor.
American Antropological
Association (AAA),
çözümlerle ilgili olarak, daha açık ve özel örnekler vererek bu
çözümler üzerinde tartışma ve üretim aşamasını hızlandırmıştır. Bu
bağlamda verilen çözüm yolları şöyle şekillendirilmiştir;
-
"Nâdir ve kıymetli bir enstrüman"
Bir kültüre ait yapılan
alan araştırması sırasında
olağanüstü ve değişik olarak tâbir edebileceğimiz bir enstrüman çalan,
eski bir müzisyen ile karşılaştığımızı varsayalım. Bu enstrümanı
incelemek yada değerlendirmek ile ilgili olarak izlememiz gereken yolun
niteliği ne olmalıdır? Hemen enstrümanı satın alıp bir müzede
sergiletmeyi mi, sadece kaynak olarak araştırma için kullanmayı mı,
veya daha bir çok alternatif olarak farklı tutumlar üretmeyi mi
düşünürüz? Bu örneğe karşı savunulan iki ana fikir ise şunlardır:
-
Tarihsel açıdan önemli olan bir
enstrüman
yaşadığı kültüre aittir. Enstrümanı o kültürün dışına çıkarmak, bir
vücudun uzvunu kesmek gibidir, özellikle söz konusu enstrümanın
telafisi mümkün değil ve tek olma özelliği de biliniyorsa.
-
Dünya müziğinde bulunan bir tek yada
özel
örneğin kayıtlanması, sergilenmesi oldukça önemli ve doğru bir
tutumdur. Aksi halde müzikal değişiklikler, tarihin bölümlerine ait
unsurlar, enstrümanların ve repertuarın unutulmasını sağlayabilir. Eğer
gelenek varlığını sürdürebilecek durumda ise, o kültürün müzisyenleri
geleneklerini yaşatmalı, aksi durumda ise, gelecek kuşaklar için
sergilenmeli ve saklanmalıdır.
Verilen tutumların
bilimsel ve kültürel sorumluluk
açısından en uygun olanı, tartışmasız ikinci varsayımdır. Şöyle ki;
yaşayan kültür içerisinden bir objeyi bilime hizmet adı altında kendi
evinden dışarı çıkarmak doğru değildir. Bu davranış, daha önce
bahsettiğimiz sorumluluklar içerisinde belki bilime karşı olan
sorumluluğu yerine getirmek olarak düşünülebilir ama kültüre karşı
haksız ve saygısız bir davranış olur. Fakat yaşamayan bir geleneğin
tarihselliğini ve özelliğini bilimsel doğrular içerisinde ortaya koymak
bir uzvu kesmek olarak algılanmamalıdır.
-
"Elde edilen döküman ve sonuçlar"
Yine yapılan bir alan
çalışması sırasında
kültüre ait bir müzisyen dini müziklerinin kaydının yapılmasına izin
vermiş ve kayıtlar araştırmacı tarafından tamamlanmıştır. Bu noktada
araştırmacının ölmesi halinde bu kayıtların ne yapılacağı konusunda
çeşitli çözümler üretilmiştir:
-
Kayıttan alınan bir kopyayı müzisyenin
ailesine vermek,
-
Kaydı arşivde saklamak ve gelecekteki
bilgilere ışık tutması açısından bilimsel bir dokümanını çıkartmak,
-
Araştırmacının tanıdığı bir
meslektaşından
kendisine bir şey olması halinde aynı şekilde o kaydın sunumunu
yapmasını istemek ve bu zemini hazırlamak.
-
Kaydı ortadan kaldırmak.
Bu verilerde ise tek
hatalı çözüm yolu son şıkta
verilen kaydı ortadan kaldırmak düşüncesidir. Ne sebeple olursa olsun
edinilen hiçbir bilginin, kaydın yok edilmesi doğru bir tutum değildir.
Hattâ bazen yanlış veriler, doğru sonuçlara daha çabuk ulaşmayı
sağlayabilir. Dolayısı ile son madde, bilimin doğrularının yanı sıra
mantığa da uygun değildir.
-
"Te'lif Hakları"
Bir alan çalışmasında,
araştırılacak kültüre
ait müziğin icrası için kendi kültüründen götürülen müzisyenleri ve
olayın gelişimini inceleyelim; Bu adımda ki amaç araştırmacının kendi
müzisyenin o kültürün müziği ile ilgilendiğini kanıtlamak ve yapılacak
çalışmayı sempatize
etmek fikri olabilir. Peki, bu noktada
müzisyenlere karşı gösterilecek tutum ve davranışlar nelerdir?
-
Müzisyenlere dolgun bir ücret
verilebilir.
-
Müzisyenlere bu çalışmalar
yayınlandığında ayrıca bir ücret ödeneceği belirtilebilir.
-
Bunların dışında telif hakkı olarak
ekstra bir ücret ödenebilir.
-
Kayıttan alınan fazla kopyalar
müzisyenlerin çevresindekilere vermesi amacı ile dağıtılabilir.
Bahsedilen bütün tutumlar
her ne kadar ticari
gözükse de, emek karşılığı her iki taraf içinde elde edilecek
memnuniyeti sağlamaya yönelik olduğundan son derece doğrudur.
-
"Önceden verilen bir söz yada
yanlış anlaşılma"
Yine bir araştırma
sırasında, o zamana kadar
deşifre edilmemiş, gizli inançları olan dini bir grubun özel bir
törenine katılma ve kaydını alma iznini önceden aldınız yada aldığınızı
zannederek, bütün araç gereçlerinizi de alarak incelenecek alana
geldiniz. Ancak geldiğinizde bu törenin kaydını almanıza izin
verilmedi. Karşılaştığınız bu manzaraya uygun olarak nasıl tutumlar
içerisine girebilirsiniz?
-
İzin isteyip hemen oradan
ayrılabilirsiniz.
-
O sırada çevrenizde bulunan daha
önceden de
tanıdığınız ve yaptırımı olabilecek bir kişiden ikna konusunda yardım
isteyebilirsiniz.
-
Karşılaştığınız bu gerilimli duruma
rağmen eninde sonunda kaydı tamamlarsınız.
Verilen çözümlerde ilk
yaklaşım tarzı oldukça
duygusal bir hareket olarak yorumlanabilir ve bu tutumla bilimselliğin
gereğinden bir hayli uzaklaşılmış olur. Gruplar içerisinde, gruplar ile
yetkililer arasında, hatta sonuçlarında sansür yapmak zorunda kalınan
çeşitli çelişkili durumlarda, alan araştırmacıları oradan uzaklaşmak
yerine karşılaşılan problemin üzerinde düşünmeli ve çıkar yollar
aramalıdır. En kötü ihtimalde araştırma olduğu şekilde sunulmalıdır. En
son belirtilen yaklaşım öncelikle misafiri olduğunuz kültür tarafından
hoş karşılanmayacaktır. Bir şekilde gizli bir kayıt alınabilir,
ancak bu davranış ne açıdan bakılırsa bakılsın doğru değildir.
Karşılaşılan problemin çözümüne ilişkin en doğru çözüm ise ikinci madde
ile açıklanmıştır. Bilimsel açıdan başkalarının statülerinden bu
şekilde yararlanmanın hiçbir sakıncası yoktur. Ancak bahsedilen çözüm
uygun olduğu kadar her ortamda elverişli olmayabilir. Bu yardımın
sağlanamadığı durumda ise kesinlikle vazgeçmeden uygun koşullar
aranmalıdır.
Yukarıda AAA tarafından
saptanan bazı çözüm
yollarında (MYERS, 1992) yada daha önce bahsettiğimiz kişisel
olarak üretilen çözüm yollarında ortak birkaç nokta bulmak mümkün. Bu
işaret edilen unsurların her birini kısaca ifade etmek gerekirse, bütün
kültürel değişiklikler ve çelişkilere göre aynı yöntem ve tekniğin
geçerli olmayacağını, sorumluluk, güven ve mantığın "ethical"
kavramlar bağlamında çeşitlilik gösterebileceğini söyleyebiliriz.
Dolayısıyla esas problem olarak görülen "ethical" çıkmazların
belli bir standarda göre çözümlenememesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu
bağlamda karşılaşılan "ethic"
kavramlarının çatışmalarına paralel, en doğru tutum kazanılan
tecrübelerden yararlanmaktır. Unutulmaması gereken ayrıntı ise, bir
alan çalışması sırasında, içinde bulunulan ve dışarıyla ilgili tüm
çerçeve resmedilerek, sorumluluklar ve değerler şemsiyesi altında,
yağmurdan korunmayı öğrenmek olacaktır.
|