GİRİŞ
Tarihsel olarak incelendiğinde
büyüsel, dinsel, askeri ve eğlence amaçlı olarak
kullanılan müziğin hastalıkların tedavisinde de
kullanılmış olduğu görülür.
Eski çağlarda hastalıkların iyi edilebilmesi için
çeşitli tedavi yollarını denemiş olan insanoğlu,
bilgilerinin ve inançlarının ışığında, müziğin de
hastalıkların tedavisinde etkili olabileceğini düşünmüş
ve kullanmıştır. Çünkü insanlar müziğin rahatlatıcı,
yaşama renk katan ve insanın ruh sağlığında tartışılmış
bir işlevi olduğuna inanmışlardır.
İnsanların genetik ve kültürel gelişmesi, onları
birbirleriyle daha yakın ilişkiler içine sokmuştur.
Müzik, insanlar arasında birliği ve kardeşliği
yaratmakta yardımcı olması, insanların ruh sağlığını
olumlu olarak etkilemesine vesile olur. Kısaca müzik
insana, insanlığın gereksinimi olan birçok olguyu
sağlar. Kendi kültürümüzde olduğu gibi, diğer
kültürlerde de müzik, bir iyi niyetin diğer insanlara
erişmenin bir ifadesidir.
Müziğin insanlar üzerindeki güçlü etkisi, doğrudan
doğruya insanın duyum ve bilinçle ilgili davranışlarının
merkezi olan beyni etkilemesindedir. Çünkü insan beyni,
çevreyle ilişkiyi sağlayan tek organdır.
Müziğin duygu yönüyle meydana getirmiş olduğu etkilerin
toplanıp organize olduğu ve değerlendirildiği yer,
beyindeki limbik sistemdir. Bu sistem, beyindeki
davranış ve heyecanlarımızı, temel biyolojik
dürtülerimizi, belleğimizi ve öğrenmeyle ilgili bazı
yapıların nöral mekanizmalarını içerir. Sevinç-keder,
heyecan gibi duygu ve davranışlarımızı etkileyecek
onları yönlendiren çeşitli olaylar, beyindeki limbik
sistemin organizasyonuna uyarak yaşamımızda değer
kazanmaktadır. Bu nedenle etkileme gücü olan müzikal bir
eser, limbik sistemin bu özelliklerini harekete
geçirerek, bireyin motivasyonunda ve davranışlarında
değişiklik meydana getirebilmektedir.
Hasta bireyin tedavisinde kullanılacak müzik, kendine
özgü bir "müziksel uyarıcı"dır. Bireyin "müziksel
uyaranlar"a duyarlı duruma gelmesiyle "müziksel
algılama" oluşmaktadır.
Müziksel uyarıcılar insanın devinimsel yaşamına olan
etkileri bakımından, devingenleştirici
(hareketleştirici) uyarıcılar ve durağanlaştırıcı
uyarıcılar olarak ifade edilebilir. Her müziksel uyarıcı
her yerde, her zaman, her birey için hep aynı derecede
uyarıcı olmayabilir. Bir müziksel uyarıcının uyarıcılık
derecesi ortama, zamana ve bireye göre değişebilir.
Örneğin; marşlar, dans müziği, oyun müziği gibi değişik
türden müzik türleri bireylerin yaşamlarındaki
devingenliği arttırıcı uyarıcılardır.
Yüzyıllar içinde filozoflar, hekimler ve müzisyenler,
müziğin tepkisini oluşturan unsurları açıklamaya
çalışmışlardır. Burada iki teori söz konusu olmuştur.
Bunlardın biri, müziğin duygulara yapmış olduğu etki,
ikincisi ise müziğin fizyolojik etkileri nedeniyle
beraberinde oluşturduğu psikolojik etkidir.
Müziğin kendine özgü dili, yapısı ve anlatım öğeleriyle
insanın duygu ve düşüncelerine seslendiği söylenebilir.
İnsan tüm yaşamı boyunca doğadaki ses veren nesnelerle
ilgilenmiş, nesnelerin görünüşlerinin yanı sıra,
çıkardıkları seslere göre o nesneler üzerinde bir
yargıya varmıştır. Böylece, sesleri tanıyıp
anlamaya ve o sesleri kullanarak iletişim kurmaya
çalışmıştır.
İnsan müzikle yalnızca iletişim kurmakla kalmamış,
müziği psikolojik sorunlarını gidermek için de bir
yardımcı araç olarak kullanmıştır. Böylece, müzikle
tedavi ortaya çıkmıştır.
Müzikle tedavi, zihinsel özürlü veya emosyonel sorunları
olan çocukların ve erişkinlerin psikolojik
rahatsızlıklarını belirlemede, bunlara çözüm getirmede
yol gösteren bir iletişim aracı olmuştur.
Müzik, tüm sanat dalları içinde en fazla sosyal olanıdır
ve yüzyıllar boyunca ortak bir deneyimi oluşturmuştur.
Sosyal fonksiyonu kişiyi bir katılımcı olarak veya grup
içinde uyumlu ve düzenli davranışı oluşturmaktadır.
Müziğin grup psikoterapisi için ideal bir araç olduğu
konusunda fikir birliği mevcuttur.
Müzik, bir kültürün sembolik anlatımı veya bir grubun
yaşam biçimidir. Bir ulusal milli marş ulusal bir
topluluğun bütün üyelerine ait bir semboldür. Burada
grup içerisindeki üyelerin ırkları, politik durumları
veya inançları dikkate alınmamaktadır. Müzik karşısında
verilen bazı fiziksel karşılıkların kendiliğinden
kontrolsüz reflekslerden oluştuğu bilinmektedir.
Örneğin; müzik dinlediğimizde aniden hızlanan bir pasaj
sırasında nefes almamızın hızlandığını kaydedebiliriz.
Bunlar arzu edilmeyen reflekslerdir.
Yüksek veya alçak ses yüksekliği bir sinirsel gerilim
veya gevşeme şeklinde etkili olmaktadır ve bu etki daima
müziğin genel karakterine bağlı olmaksızın
gerçekleşmektedir. Aşırı hız veya ses yoğunluğu
sinirlerin aşırı uyarılmasına neden olabilmekte ve
fiziksel ağrılı bir durum da oluşturabilmektedir.
Yaklaşık, 70-80 desibel üzerine çıkan titreşimler
çeşitli rahatsızlıklara örneğin; kulak ağrısı,
sinir hücreleri rahatsızlıkları ve psişik
rahatsızlıklara neden olmaktadır.
Müziğin duygusal etkileri hafif de olsa, belirli
fizyolojik cevapları oluşturmaktadır. Örneğin, kan
dolaşımında veya nefes alma sürecindeki değişiklikler
burada söylenebilir. Müziğin ritmi kas faaliyetlerini
uyarmaktadır ve bedensel hareketleri uyarmaktadır.
Belirli ilkel danslar örneğin; savaş dansları fiziksel
enerjiyi arttırmakta geliştirmektedir.
ANTİK DÖNEM'DE MÜZİĞİN TEDAVİDE KULLANIMI
Evrenin esrarlı olduğuna, ruhlar veya doğaüstü
güçler tarafından yönetildiğine inanan antik dönem
insanı, hastalığın nedenini bedene giren kötü bir ruhun
eseri olarak yorumlamıştır. Hekimin görevini üstlenmiş
olan büyücü, şifalı bitkiler, danslar ve tütsüyle
karışık ayinlerle hastanın bedenine girdiğine inandığı
kötü ruhu uzaklaştırmaya çalışmıştır. Müzik büyücü
tarafından kötü ruhla iletişim kurmak ve onu kontrol
altına alabilmek için kullanılmıştır. İlkel insan
müziğin tedavide önemli olduğuna inanmıştır. Kendi
anlayış biçimlerine göre uygulamış oldukları yöntem ve
inançlar, özellikle müzikteki hüner ve bilgileri bu
konuda önemli bir rolü üstlenmiştir.
Ruhların ve büyünün egemen olduğu bir dünyada varlığını
sürdürmeye çalışan antik dönem insanı, kendisini
yakalayan hastalıkların metafizik güçlerin eseri
olduğunu, bu nedenle de yalnızca büyünün yardımı ile bu
dertten kurtulacağına inanmıştır. İnsan vücuduna giren
ve dışarı çıkması gereken kötü bir ruhu hastalığın
nedeni olarak görmüştür. Büyücü, şifalı bitkiler,
danslar ve tütsüyle ayinlerle hastanın bedenine
girdiğine inandığı kötü ruhu uzaklaştırmaya çalışmıştır.
Monoton bir ritim eşliğinde, hastanın bedenine girmiş
olan kötü ruhun tepkilerine cevap olarak hızlı, yavaş,
yumuşak veya sert melodilerle birlikte etkileyici
sözlerin de eklenerek hastanın şifaya kavuşturulması
müzikle tedavinin temelini oluşturmuştur.
Müzik, hastanın tedavisinde kötü ruhla iletişim
kurabilmek ve onu kontrol altına alabilmek için, bir
araç olarak kullanılmıştır. Tedavi esnasında söylenen
şarkılar, kötü ruhun tepkisine göre şiddeti gittikçe
yükselen veya alçalan, hızlanan ya da yavaşlayan
bir melodi üzerine kurulmuştur. Kötü ruhu ikna çabası
veya tehdit içeren sözlerin görüldüğü melodilerde
genelde basit ölçülerin kullanıldığı ve sınırlı
aralıklarla işlendiği görülür.
Hastalık nedeninin kötü bir ruhun eseri olduğu düşüncesi
antik dönemde, oldukça yaygındı. İnsanlar, hastalığın
kızgın bir ilâh tarafından, işlenen bir günahın bedeli,
ya da şuurlu veya şuursuz olarak bir kuralın çiğnenmesi
nedeniyle gönderildiğini düşünmüştür. Öncelikle hasta
suçlu olduğunu bu suçun bağışlanması içinde tedavi
öncesi tanrıların yatıştırması ve onları razı etmesi
gerektiğine inanmıştır.
İnsan düşüncesinde yaratılmış olan antik dönemin
tanrıları büyü ile yatıştırılacak basit ruhlar değildi.
İnsanı sıfatlara sahip bu tanrılar
öfkelendiklerinde öç alan olağanüstü güçler gibi
davranıyorlardı. Savaş, barış, tıp veya sanat gibi insan
yaşamında aktif yer tutan olaylarda kontrol
ellerindeydi.
Antik Dönem'de hastalığın öç alan bir tanrı tarafından
gönderildiği inancı, hastalığa rasyonel yaklaşımı
kaldırmıştır. Genellikle zihinsel hastalıklar, kötü bir
ruhun hastaya sahip olmasına bağlanmıştır.
Hastanın ruhsal sağlığına yeniden kavuşabilmesi için bu
kötü ruhun hastanın vücudundan çıkartılması gerektiği
düşünülmüştür.
Müzikle tedavi en eski
tedavi yöntemlerinden biri olup, pek çok eski
medeniyetlerde kullanılmıştır. Bu medeniyetlerden biri
de Eski Yunanlılardır.
Eski Çağ Medeniyetleri arasında, en
çok Yunanlılar'ın müziği hakkında bilgi sahibiyiz.
Yunanlılar devrinden kalma yazma eserler ve başka
arkeolojik bulgular yardımıyla bu medeniyetin müziği
hakkında oldukça geniş bilgi edinilmiştir.
Eski Yunanlılar, müziği her türlü
erdemin kaynağı sayarlardı. Onlara göre müzik, ruhun
eğitilmesi ve arınmasında büyük bir etkendi. Hatta o
devirde, "Paignio" adlı neşe ve sevinç ifade eden
havalar, hastalıklardan kurtulma, dertlere karşı
bir avunma şarkıları olarak kabul edilirdi.
Hastalık durumlarında kendisinden
yardım istenen tanrı Apollon müzik gibi bir sanatın
kontrolünü elinde tutması nedeniyle, kendisine hitap
edebilmeleri amacıyla lir adı verilen bir çalgıyı
insanların sıkıntılarını giderdiği antik dönemdeki
inançlar arasındadır. Lir Apollon'un özel bir
çalgısıdır. Hatta, müzik yeteneği konusunda kıskanç olan
Apollon, keçi ayaklı orman cini olan Pan'ın Flüt'ünü
kendi Lir'ine tercih ettiği için Kral Midas'a
eşek kulaklarını vermiştir. Bu nedenle, aynı zamanda
Müzik Tanrısı da olan Apollon'dan dilekte bulunmak
isteyen bir paganın (çok tanrıya tapan)
ibadetinde çalarken veya söylerken tanrının hoşnut
olacağı bir melodiyi icra etmesi oldukça önem
taşımaktaydı.
Yunan Mitolojisi'nde Apollon'un
oğullarından ve eski Yunanistan'ın ünlü bir müzisyeni
olan Orphee'nin de oldukça etkili şekilde lir çaldığı
anlatılır. Mitolojide olay şu şekilde geçmektedir:
"Bir yılanın karısını sokarak öldürmesi üzerine Orphee,
onu aramak için cehenneme gittiğinde öylesine
güzel bir şekilde Lir çalmıştı ki, yılan saçlı ve
kanatlı ölüm perileri Erinyeler ile cehennemin bekçisi
üç başlı ve yılan kuyruklu canavar köpek Kerbelos dahi
bu eşsiz müzik karşısında hareketsiz kalmıştı"
Yunan filozof Sokrates'in
öğrencisi Platon (Eflatun) da M.Ö. 400'lü yıllarda,
müziğin ahenk ve ritim ile ruhun derinliklerine etki
ederek, kişiye bir hoşgörü ve rahatlık verdiğini
belirtmiştir. Ayrıca Platon, şarkıyı iyileştirici
özelliği olan bir çare olarak kabul etmekte birlikte,
şarkı olmaksızın hastaya uygulanan reçetelerin etkisiz
olacağını da ekler.
M.Ö. 585-500 yılları arasında
yaşayan büyük Yunan filozofu ve matematikçisi Pytagoras,
umutsuzluğa düşen veya çabuk öfkelenen hastaları,
belirli melodilerle tedavi edebilme olanaklarını
araştırmış ve müzikle tedavi yöntemini ilk
kullananlardan biridir.
Tıbbın babası sayılan Hipocrates
de 2400 yıl önce, bazı hastalıkları tedavi için,
hastaları ilahilerle tapınağa götürürdü.
Platon'un öğrencisi ve Büyük
İskender'in hocası Aristoteles (M.Ö. 384-322) de müziğin
insan ruhu üzerindeki etkilerini araştırmış ve bunu
yazılarında belirtmiştir.
Yunanistan'ın en ünlü anatomi ve fizik bilgini olan
Claudis Galien de müziğin, akrep ve böcek sokmalarına
karşı panzehir olduğunu ileri sürmektedir.
Eski Yunan'da Orgi
adı verilen (Şarap Tanrısı Dionysos adına yapılan
şölenler) danslar ile pagan ayinlerini doğrudan doğruya
tedavi ile ilgili bir amaçları yoktu. Fakat bu ayinler
büyük bir psikolojik boşalma sağlarlardı. Yapılan
ayinlerde rahibin sorumluluğu altında olup, onun yerine
getirmek zorunda olduğu görevler arasındaydı.
Dionysos, şarap ve taşkın coşkunun
tanrısıdır. Dansın eğlencenin ve yaşamadan zevk almanın
simgesidir. Çalgısı Aulos; çifte kamışlı, zurna
benzeri bir üfleme çalgısıdır. Lucain, şarkı kanamayı
durdurduğunu sürmüştü. Bugün Atina yakınlarında bulunmuş
olan bir mermer üzerinde bu şarkılar hakkında bize bilgi
veren kitabeler bulunmaktadır. Büyücü ses tekrarlamaları
ile hastalığı iyileştirme düşüncesi, tümüyle bu
ilahilerin söylenmesi ile gerçekleşir ki Paean, Eskulap,
Kiran Makaon, Podolir, Iaso, Akesa, Panase, Hygie gibi
eski çağın hekimleri, bu ilahilere başvurmuşlardır.
SONUÇ VE ÖNERİLER
Müzikle tedavi en eski tedavi yöntemlerinden biri olup,
pek çok eski çağ medeniyetlerinde uygulanmaktaydı.
Müziğin tedavide uygulanışı toplumların töre ve
inançlarına göre büyü, din ve rasyonel düşünce sistemine
bağlı kalmıştır. Müziğin büyüsel etkisi ile hastası
arasında iletişim kurmaya çalışan terapist yüzyıllar
içinde büyücü, rahip, hekim veya bir müzik uzmanı olarak
değerlendirilmiştir.
Psikiyatrinin en önemli
konularından biri; problemli kişileri topluma
kazandırmak, gerçek yaşamla ilişkilerini sağlamaktır. Bu
bağlamda, müziğin terapik olarak etkileri her geçen
zaman önem kazanmaktadır.
Psikiyatride müzik kullanımı kendi
başına bir tedavi aracı değildir. Ancak müziğin
tedavideki önemi onun tıbbî tedavilere sunabildiği eşsiz
yardımda yatmaktadır.
Eski medeniyetlerden günümüze dek,
tedavide müzik kullanımına dair bilimsel araştırmaların
yapılmasına hız verilmeli ve bu konu önemsenmelidir.
|